Köprülerin gizemi, insanın içini acıtan, görmeye tahammül edemediğim yaşam benzerliği. Başı ve sonu belli, dursan üzerinde, bir noktada, ilerlemesen bile nereden gelip nereye gideceğin apaçık ortada, sen başını bir sağa çevir, bir sola çevir, görürsün değiştiremeyeceğin her şeyi.
Suların insanı korkutup kaçırmaya çalıştığı, azgın suların üzerinde, gururla iki kolunu açıp, yardıma hazır bekleyen köprüler. Ya da viyadükler, sanki oyuncak köprü gibiler. Karanın üzerinde köprü, havada yüzen balık gibi tuhaf gelir insana.
İki noktayı el ele tutuşturur sonra bırakırlar kendi hallerine. Girişten öncesi, çıkıştan sonrası uzay boşluğudur köprüde. Köprünün altından çok sular aktı derler ya, diyalektiğin atasözü. Tamam değişmiştir her şey, köprünün altından akan su bir an sonra başkadır. Yukardan bakarken aynı sulara, farketmez bu gerçek bize. Su fokurdar, sesini dinlemek güzeldir. Biz her an değişen bir doğanın gerçeğiyle yorulmak istemeyiz. Hoş bilsek, sürekli düşünsek ne olur. Yazılan kitapların sayfalarında öksüz, yetimdir kelimeler. İfadesiz sadeliklerinde ilgi çekmek kurnazlığı vardır.
Köprüye adımını atmıştı. sonradan fark etti. Uzun süredir yürüyordu. Omuzunda papağanı, ne zaman yollara düşmüş, ne zaman, buraya, köprüye gelmişti, bilmiyordu. Köprünün ortasına kadar yürüdü. Orta boylarda, dalgalı, kumral saçlı, zayıf bir erkekti. Papağan yeşil, mavi, sarı, turuncu, siyah, beyaz renkleri ile, bu üstü, başı çok da yeni olmayan adamın omzunda, siyah beyaz televizyonun üzerine konulmuş bir biblo gibi duruyordu. Hem ilgi çekiyordu hem küçümseniyordu. Yani görüntü vardı ancak gerçeği yansıtmıyordu.
Köprü kemerli, taştan yapılmış, eski bir yapıydı. Çok şey görmüş, çok şey sırtlanmıştı. Üzerinden insanlar, hayvanlar yürüyüp geçmişlerdi kaderlerine. Tam ortasına kadar gelip, tekrar geri dönenler olmuştu. Çok sonra yeniden geldiklerini, geçtiklerini görmüştü onların da.
Köprünün taş yan duvarına yaslandı. Genişti bu duvar, çıkıp üstüne otursam, dinlensem diye geçirdi içinden ve öyle de yaptı. Çok güzel görünüyordu aşağıda sular. Papağanı, omuzuna sıkı sıkı geçirmişti tırnaklarını. Gülümsedi adam, papağanına dönüp, korkma dedi, unuttun galiba uçabiliyorsun sen, düşme ihtimalin yok. Papağan, mırıldandı, aptal adam, aptal adam dedi. Duymadı adam ya da duymamazlığa geldi belki de. Papağandı işte, fikir üretmiyordu, ezberdi hepsi. Rengi solmuş kahverengi, kadife ceketinin cebinden leblebi çıkardı bir avuç. Sarı, tuzlu leblebi ile doldurdu ağzını, ayaklarını sallayarak akıp giden suya daldı gözleri.
Başını kaldırdı, gökyüzüne, maviliğe baktı, sonra yine indirdi başını sulara daldı. Yeryüzündeki milyonlarca köprüyü düşündü. Hep bir tehdit hep bir kocaman yalnızlık hissi. Amacına ulaşacaksan beni geçeceksin, çaren yok komutu. Görünmeyen yazılarla her köprünün üzerine yazılı. Omuzunda papağanı, aptal adam, aptal adam dedi yine. Yine duymazdan geldi. Verecek cevabı mı yoktu, cevap vermekten mi bıkmıştı, yoksa cümlenin asıl sahibine söylemiş miydi bir kaç söz.
Hava kararacak birkaç saat sonra, kalkmalıydı, köprüyü geçmeliydi, yoluna devam etmeliydi, edebilecek miydi. Kalktı,geldiği yöne döndü, ilerlemedi.
Papağan ezberden mi konuşuyordu yoksa tırnaklarını geçirdiği adama duyurmak istediği bir bilgisi, bir bildiği mi vardı. Nehrin suları adam kalkınca daha bir coştu, kabardı, öyleki sular köprüye ulaşıyordu. Fırtına çıkmamıştı, yağmur yağmamıştı, ne olmuştu sulara.
Döndüğü yönde hızla yürümeye başladı adam, omuzunda bir papağan. Aptal adam, aptal adam diyen, omuzunda kıpırdamadan duran. Sular öfkeli gibi, adam nerdeyse koşaradım, az kaldı terketmeye köprüyü, girişe ulaştı. Omuzunda bir hafiflik hissetti, elini attı, yoktu, gökyüzüne baktı, yoktu, sağa ,sola bakındı yoktu, papağan. Havada bir ıslık sesi, neye eşlik ediyordu, aramadı adam, koşaradım uzaklaştı köprüden, belki de canını kurtardı.
Aptal adam, aptal adam.
ZERRİN TİMUROĞLU
2021
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder