Hayattan alacağımız dersler, bitmeyen sınavlar, hep ayağa kalkma çabaları ve yaşamak ödevimiz. Hiçlikten iyidir doğmuş olmak belki de. Fazla söze gerek yok ancak fazla şansa ihtiyaç çok.
Bir baba yalnız büyüttüğü oğlunun hayatını boşa harcadığını düşünüyormuş. Zenginmiş baba ve hayatta bir oğlu varmış. Bütün dileği oğlunun hayatını anlamdıracak bir uğraş edinebilmesiymiş. Hani yapmaya koyulduğumuz da bize bütün dünyayı unutturacak denli bizi bizden alan uğraşlar. Bir insanın en büyük şansı olarak görürmüş bunu.
Oğlu çok para harcarmış, eğlenceden eğlenceye, etrafında yalancı dostlar günler geçermiş. Hiçbir şey söylemez, nasihat etmez, uyarmazmış oğlunu. Onun tamamlaması gereken bir yolu olduğunu ve ne söylerse söylesin kendisini duymayacağını düşünürmüş.
Ne saçmadır değil mi gün batarken, gece olacak, gece olacak diye bağırmak, işte öyle. Karanlıkta ne yapacak oğlu merak edermiş. Etrafındaki yalancı dostları bütün lambalarını, bütün mumlarını almışlar ellerinden o fark etmeden.
Baba çok uzaklarda bir ev almış birgün. Oğluna söylememiş. Ancak avukatına, ölünce oğluna verilmek üzere bir tahta kutu bırakmış. Pek çok yıldız ölmüş uzayda, pek çok yıldız doğmuş yeniden. Zaman henüz çözülemeyen seyrini sürdürmüş ve baba ölmüş.
Oğul hiç beklemiyormuş bunu, kim bekler ki zaten. Doğduğumuz andan itibaren hayatımızdaki en büyük gerçek aslında hiç kabullenemediğimiz bir şeydir. Kapatırız aklımızın bütün kanallarını, kör oluruz, sağır oluruz, başarırız.
Günler geçmiş, artık oğul o kadar zengin değilmiş. Hazırdaki parayı dost sandıkları ile kısa sürede bitirmiş ve hiç parası kalmamış. Para bitince yanındakiler teker teker kaybolmuş, artık ne arayan ne soran varmış. Ne para kazanacağı bir uğraşı ne oturacağı bir evi ne de kapısını çalıp sıkıntısını paylaşacağı tek bir gerçek dostu varmış.
Bir gün babasının avukatı elinde tahta kutuyla kaldığı kağıt barınağın önünde durmuş. Anlatmış olanı biteni, kutuyu bırakıp çıkmış. Oğul içinde biriken bütün yalnızlığını kavuşturmuş kutuyla, babasına sarılır gibi sarılmış ona ve kutuyu açmış.
Babasının yazdığı mektupta, ona çok uzaklarda bir ev bıraktığını ve çaresiz kalıp kendini öldürmek isterse o evin bodrumunda bunu yapmasını istemiş.
Düşmüş yollara, yüreğinde babasının haklılığına duyduğu utanç ve belki biraz kırgınlıkla evi bulmuş, bodrumuna inmiş. Babasının bodrumun tavanına onun için bir ip hazırladığını,her şeyi düşündüğünü görmüş.
Bir şeyler düşünürüz, bir şeyler planlarız daima. Sanki bizden başka kimse yoktur, bizden başka bir şey yokmuşcasına. O denli emin çizeriz rotaları, o denli korkusuz belki de unutarak her şeyi. Şansımız varsa işler planlarımız, ya yoksa ya alt üst olursa her şey.
Oğul babasının hazırladığı sandalyenin üstüne çıkmış, ipi boynuna geçirmiş, tekmeyi vurmuş sandalyeye.
Şans ondan yanaymış, rotada değişiklik olmamış ve oğul külçe külçe altınlarla, parçalanan tavanın altında, inanmayarak olanlarla, büyük bir mutlulukla kalakalmış.
Değiştirmiş midir bu yaşadıkları oğulu bilmiyoruz. Bulmuş mudur kendine zamanı onurlandıracak uğraşlar, yoksa cimri, bencil ve soğuk bir zengin olarak mı yaşamıştır, bilmiyoruz.
Boynumuza geçecek ipleri hiç hayal bile etmeden, zarif bir şekilde selamlayalım zamanı, tavan çökmesin başımıza, bodrumlara hiç inmeyelim.
ZERRİN TİMUROĞLU
2021
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder