18 Ağustos 2021 Çarşamba

İçimdeki Prens

        Bir varmış ya da yokmuş, bilmediğimiz zamanların birinde zengin bir adam, güzeller güzeli kızını evlendirmek istiyormuş. Masalların hepsinde kızlar çok güzel, babalar hep çok zengin olurmuş. Bu yüzden ben kendimi hiç prenses gibi hayal edemedim, çok gerçekçiydim. Aynalara kızgın değildim önyargılara olduğu kadar.

        Neyse masaldaki güzeller güzeli kız aslında daha önce iki kez evlenmiş ancak düğün gününün sabahında damatlar yataklarında ölü bulunmuşlar. Zehirlenmiş gibiymişler, kız ise sapasağlam ancak çok üzüntülü, ağlarken bulunmuş. Yanı başındaki eşinin nasıl öldüğünü kız da gerçekten bilmiyormuş.


        Yıllar yıllara eklenmiş, günler günlere evlenmekten korkan kız da, olanı biteni unutamayan babası da bir daha düğün kurmamışlar. Kız her sabah büyük, gösterişli evlerinin yakınındaki göle gider, yüzermiş. O kadar erken gidermiş ki kimseler görmezmiş onu. Evinden yalnız başına çıkar, göle yürür, yüzer geri gelirmiş.


        Göl öyle güzel bir mavi, öyle güzel bir yeşilmiş ki, etrafı öyle ağaçlarla çevrili, öyle ıssız aslında hayvanlarla öyle doluymuş ki. Korkmadan girermiş göle kız, içinde ne var, dışında ne var bilmeden sanki evinden daha rahatmış orda.


        Dinlediğimde bu masalı çocuktum, prenses olamazdım güzel olmadığımdan ama cesurdum. Kızdan önce girerdim göle, öfkeyle bakardım sağa sola, korkmazdım. Göl derin bir mavi, derin bir yeşildi, ayağıma bir şeyler dolanırdı sanki bazen. Beni kurtaracak prensler hayal ederdim pek de inanmayarak.


        Güzel kız yine bir sabah gölden geliyormuş ki uzaktan heyecanla kendisine seslenen babasını görmüş, merak etmiş. Yaklaştığında babası akşama onu istemeye geleceklerini söylemiş, kızının itirazlarını dinlemeden geri dönüp, uzaklaşmış.


        Bana ilk anlatıldığında bu masal, ne oluyor damatlara demiştim, kızın yalan söylediğini, aslında bir canavar olduğunu düşünmüştüm. Büyüdüğümde insandan daha canavar bir canlının olmadığını anladım, olan hayallerime oldu, masallarım çalındı. Ağaçların konuşmaları rüzgarla mümkün, yaprakların melodisi hep rüzgarın marifeti. Dillerinden anlayabilsem, kızın sırrını hemen öğrenirdim.


         Akşam olur, zengin sofralar kurulur, iki aile bir araya gelir ve kız verilir. düğün hemen ertesi gün olacaktır, yarın olur eğlenceler biter, gelin ve damat evlerinde yalnız kalırlar. Azıcık sohbet edip yatarlar ve derin bir uykuya dalarlar.


        Farklı olmak değişik çözümler üretebilmeyi de gerektirir. Damat uyumamıştır, karısı derin bir uykudayken kalkmış, kılıcını almış ve beklemeye başlamıştır. Bir zaman sonra kızdan garip sesler gelmeye başlayınca , karısının başucuna gitmiş ve karısının ağzından dışarıya çıkmaya başlayan koca yılanın başını kesip atmış. Kız sese uyanıp, yılanın parçalarını görünce şaşırmış ve olanı dinleyince kocasına sarılmış sevinçle. Yani mutlu bitmiş mi bu masal, söyleyeceğim. Aslanın dişlerini sökersen, kuşların renklerini soldurursan, kokarcaya güzel bir parfüm yaparsan iyilik olmaz ki bu.


        Kız evlenip, mutlu olduğunun ikinci günü, sabah erkenden göle gitmiş, girmiş, yüzmüş, yüzmüş. Bir daha gören olmamış kızı. Aramışlar, aramışlar, yeşiller kararmış, maviler dibe çökmüş, ağaçlar susmuşlar. Evlenmiş ancak mutlu olamamışlar. Kerevet boş kalmış.


ZERRİN TİMUROĞLU

2021


     


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...