25 Ağustos 2021 Çarşamba

Kırık Dal

        Ormanın derinliklerine doğru yürüyüşe başlayalı iki saatten fazla olmuştu. Coşkuyla akan büyük bir nehrin az ötesinden girmişti ağaçların arasına. Işık, o ilerledikçe az bulunan bir şey olmuştu. Yolu tarif edenler söylemişti zaten, yalnız gitmelisin ve asla vazgeçmemelisin diye. Bu yüzden devasa büyük ağaçların yeşil muhafızlarının kalkanları kapatırken gökyüzünü korkmadı, yürümeye devam etti.

        Sesler vardı çevresinde, hırıltılar, bazen kesik kesik çığlıklar, cıvıltılar da vardı ormanın girişinde ancak artık duyulmuyorlardı. Kendi kendine kızmaya başlamıştı, niye yapıyordu ki bunu, nasıl kanmıştı arkadaşlarına. Ayağına lastik bir çizme giymişti, pantolon, uzun kollu gömlek giymişti ve elinde henüz yakmadığı feneri vardı.


        Hayatında merak ettiği şeyler vardı, geleceğine dair. Geçmişinde nasıl kurtulacağını bilmediği, nasıl çözeceğini bilmediği düğümler vardı. Okumuş, iyi yetişmiş biri olarak elbette bunları bir psikologla görüşmesi gerektiğini biliyordu ancak yüreğinden onu kavrayan bir el bir de bunu dene demişti ve çoğu arkadaşının gittiği, bu ormanın derinliklerinde yaşayan falcıya gitmeye karar vermişti. Ancak ilerledikçe kendine kızgınlığı artıyordu, böyle bir cehalete nasıl olur da kandığına inanamıyordu.


        Nehrin sesini yeniden duymaya başladığında ağaçların ışığa biraz izin verdiğini fark etti, sevindi. Işıkla beraber, nehrin hemen yanında, kırmızı boyalı, ahşap, iki küçük penceresinde iki baykuş duran, kapısına örümcek resmi çizilmiş kulübeyi gördü. Falcının evini bulduğu için rahatlamıştı. Hemen konuşmak ve hemen burdan koşarak uzaklaşmak istiyordu. Yaklaştı, kapıyı vurdu, bekledi.


        İçerden sakin, yumuşak bi kadın sesi, gelin, dedi. Kapıyı açtı, içeri girer girmez şaşkınlıktan dona kaldı. Dışardan küçük görünen kulübenin içi ferah ve aydınlıktı, sırtını dayadığı mağara içe doğru oyulmuş, güzelce aydınlatılmıştı her yer. Falcı, incecik, orta yaşlarda, kumral, uzun saçlarını topuz yapmış, uzun kırmızı elbisesi ile, sade, gösterişsiz bir kadındı. Hiç böyle hayal etmemişti.


        Falcı ona oturması için rahat bir koltuk gösterdi, bir fincan çay ikram etti, kendisi de karşısındaki koltuğa yerleşti. Henüz ne kendisi konuşmuştu ne de falcı soru sormuştu. Sanki tanışıyorlar gibi alıştılar birbirlerine.


        Bir süre sürdü suskunluklar. Sonra falcı, yavaşça, kurtulamazsın geçmişin tasalarından, bir atın üstündeyken önüne bakmalısın arkaya değil. Böyle arkaya bakmayı sürdürürsen attan düşeceksin kaçınılmaz. Bırak, seni sevmelerine izin ver, hayatta savaşlar olacak, iyi niyet bekleme kimseden, sağlam dur, sen güçlü ol. Akşam yatıp, sabah kalkınca kaybolmaz kötülükler ancak yaşama azmin hep olmalı, onun için var olduk.


        Şimdi benim sana kahve yapıp, telveden mucizeler yaratmamı, seni kandırmamı istiyorsun. Bunu yapamam beni aklım kahve telvesinden daha yetenekli, onu söyleyeceklerime alet edemem. Sonra sustu falcı, öne doğru biraz eğilip, dikkatle ona baktı, dedi ki, sen akıllısın ve çok başarılı olacaksın, korkma. Kalktı masanın üzerinden bir kırık dal parçası aldı, uzattı. Bunu evine koy dedi. 


        Arkasına döndü, artık gitmelisin, orman gece tehlikelidir dedi.


        Ne itiraz edebilmişti, ne soru sorabilmişti, ne şaşırmıştı, ne korkmuştu. Falcının dediğini yapıp gerisin geri ormana daldı. Karanlık daha artmıştı, fenerini yaktı. Ne olmuştu, eline ne geçmişti, iki cümle duymak için değer miydi bu eziyete, korkuya. Birden ilerdeki büyük bir ağacın arkasına o ilerlerken hızla birinin saklandığını gördü. Bütün kanının damarlarından çekildiğini hissetti, koşmaya başladı, ormanın çıkışına geldiğinde ağacın arkasına saklananın kırmızı giysisini hatırladı, gülümsedi kendi kendine.


        Evine dönerken aklında bir baykuş, bir kırık dal, bir ağaç, hızla koşan bir at ve üstünde başını arkaya çevirmiş, önünü görmeyi reddeden kendisi vardı. At git gide hızlanıyordu, önüne bakmayı akıl ettiğinde çarpmış olacaktı.



ZERRİN TİMUROĞLU

2021 




       


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...