Ağaçta dallarda asılı cevizler vardı, cevizin yapraklarında ilkbahar kokuları. Ceviz ağacı diline dek gelen bir şeyler söyledi, söyleyecekti, söylemeliydi, bırakmıyorlardı ki cevizler, çıtırtılarında tehdit vardı.
Ağacın altında, yerde oturuyordu. Elinde tahta kutusu, ayaklarını uzatmış, etrafına bakıyordu. Serin , güzel bir bahar kokusu sarmıştı her yeri, umutları çıkmaz sokaklardan kurtaracak, yüreğinize berrak, tertemiz sevgiler yerleştirecek bir hava vardı, kanmalı mıydı.
Kutusu kucağında kıpırdadı, tahta, yarım metre boyunda, bir karış genişliğinde, boyaları, cilası dökülmüş bir kutuydu. Gittiği her yere götürüyordu onu, götürmeme gibi bir şansı var mıydı onu da bilmiyordu. Genelinde kapalıydı ancak bugün, bu ceviz ağacının altında içi kıpır kıpırdı, huzursuzdu, açılmak istiyordu belli.
Ancak o açmaya korkuyordu, bazen öyle bir şey çıkıyordu ki içinden tekrar içeriye sokmakta çok zorlanıyor, yeniden istemediği bir şeyi yaşamaktan bunalıyordu. Açacaktı çaresiz.
Ceviz ağacındaki cevizlerin çıtırtıları bir anda kesildi, nerden anlamışlardı, ne biliyorlardı belli değil. Adam elini tahta kutunun kilidine götürdü, gözlerini yumdu, açtı kilidi, hava birden buz kesti, bulutlar kapladı gökyüzünü, az sonra kar yağmaya başladı, adam hala ceviz ağacının altındaydı.
Evden bağrışma, kavga sesleri geliyordu. Birkaç katlı apartmanın bir dairesinde karı koca kavga ediyorlardı, üç çocuk telaşla ayakta oradan oraya koşup onları sakinleştirmeye çalışıyorlardı. Belli ki sık yaşanan bir şeydi bu aile için. İki kız bir erkek, üçü de güzel gençler, biri lisede diğer ikisi üniversiteli. Anne tam bir narsist, baba bir şeyleri düzeltememekten, otoritesini kaybetmekten öfkeli, çocukların tek istediği kavganın bitmesi, daha fazla rezil olmamak insanlara.
Ama bitmek bir tarafa daha da alevlenerek sürüyor kavga, bağıran daha çok baba. O kadar çok sorunu var ki bu ailenin, aile demek pek doğru olmamalı aslında. Yıllar önce atılmış imzalar, akrabalık ilişkileri ile yalnız bırakılmamış, sorunlarıyla hiç yüzleşememiş karı koca ve o ortamda büyümeye çalışmış çocuklar. Çocuklar birbirlerine çok düşkün, sevgiyi, iyiliği, vefayı, şefkati birbirlerinde yeşertmişler.
Birden evin dışında, kar tipiye çevirdi, rüzgar incecik kar tanelerini, gördüğü her şeyin yüzüne, yüzüne çarpıyordu, kızmış gibiydi. Evde sesler kesildi bir anda. Evin tek oğlu, çok yakışıklı, çok başarılı, çok cesur, çok iyi yürekli yerde boylu boyunca yatıyordu. Anne, baba susmuştu, kızlar derin bir üzüntü ve telaşla bağırarak ağabeylerinin başına koştular. Sular, kolonyalar derken kendine gelmişti genç. O evde birileri birlikte yaşıyordu, sorunlar dağ gibiydi.
Karanlık günlerdi herkes için, aile bir kendi evinde yakabilirdi lambaları, bir kendi evinde ısıtabilirdi içlerini, olmuyordu. Birbirini çoktan kaybetmiş iki insanın yıkılan çatılarının altında kalmışlardı.
Fırtınanın sesi, ilerde daha büyük, daha acı olayların habercisi gibiydi, adam, çok üşümüştü, parmaklarını oynatamıyordu, zar zor kıpırdattı, kapağı buldu, kaldırdı, hızla kapattı.
Ağaçta dallarda asılı cevizler vardı, cevizin dallarında ilkbahar kokuları. Ceviz ağacı diline dek gelen bir şeyler söyledi, söyleyecekti, söylemeliydi, bırakmıyorlardı ki cevizler, çıtırtılarında tehdit vardı.
Bırakıp gitmeyi bilmek gerekir. Ardında bıraktıkların için de belki daha iyi olacaktır bu. Bazen iki koca insanın sorunlarını tek başlarına çözmesini izlemek gereklidir, onların birbirine söyleyecek yalanları kalmasın diye. Her şeyi çözemeyiz, yapamayız, beklersek hayatımızdan vazgeçeriz, zamana yeniliriz.
Adam tam kalkacakken bir ceviz düştü üstüne, sonra yere. Eğilip aldı, yeşil kabuğunun içinden neşeli mırıltılar duydu sanki, takılma kutuya, takılma kutuya der gibiydi. Bırak, bırak, taşıma, taşımazsan açmak zorunda kalmazsın, bırak diyordu cevizler. Gülümsedi, bıraktı kutuyu ağacın altına, yürüdü, gitti.
Ceviz ağacının altında bir tahta kutu, duruyor öylece, sahibi yok, kaybolsa keşke.
ZERRİN TİMUROĞLU
2021
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder