Nedensiz sevilebilir ancak sebepsiz nefret edilmez. Demek ki kötü hissettiğimiz duygularımız daha bir hayatın gerçeklerinden. Yaşam denilen yolculuğu sürdürürken, dayanmak, iyi hissetmek için güzelliklere sığınmak zorundayız ki en çok kullandığımız sevgi, aşk.
Sevgi zeka ile ilgili elbette, insana özgü. Hani hayvanlara bakıp, yavrularına çok iyi bakıyorlar, onları çok seviyorlar diye söylenir ya, videoları binlerce paylaşılır, bilmediğimiz şeyleri inatla savunmak nasıl bir şey hiç anlamadım. Bilim duyguların tümünün beyinle ilgili olduğunu söylüyor o halde her canlıya, sevgiyi, merhameti, iyiliği biz yakıştırıyoruz demektir.
Kapitalizm, işçilerin ezildiği, gelirin haksız bölüşümü, iktidar gücü, orta gelirlilerin toplumsal kargaşaya conta görevi yaptığı ekonomik sistem. İyi de doğada arılar var, karıncalar, işçilerin azimli sefilliği. Bir arı kovanında, peteklere konulan, ayrıcalıklı beslenen, işçi arı yumurtalarından çok daha özenle beslenen kraliçe arılar. Baştan belli işçi kim, kraliçe kim. Hadi bakalım, ekonomi yok, savaşlar yok kesin itaat.
Bir masalda okumuştum; Bir arı kovanında yumurtalar peteklere yerleştirilmiş, kraliçe arı yumurtası tabii en geniş, en güzel peteğe konmuş. Hemen yanında bir işçi arı peteği varmış. Bal toplayan işçi arılar bir yandan yeni petekler yapıp, onarırken, yumurtalar çatlamış ve larvalar çıkmış ortaya. İlk başta gözleri, ayakları ve kanatları yokmuş, çirkinlermiş. İşçi arılar getirdikleri balların bir kısmıyla da larvaları besliyorlarmış, tabii kraliçe arının ki çok daha geniş, güzel bir petekmiş. Larvalar git gide küçük arıcıklara dönüşürken kraliçe arının hemen yanındaki petekte, işçi arı durmadan bağırıyor hiç doymuyormuş. Larvaları beslemekle görevli arılar ne yapacaklarını şaşırmışlar, fazla balı ancak kraliçe arı larvasına verebilirlermiş.
Derken günler geçmiş ve petekteki arılar büyümüş. Kraliçe arıyı petekten çıkardıklarında bütün arılar şaşkınlık içinde kalmış çünkü çok küçükmüş. Sıradan bir işçi arıymış meğer. Günlerce bağıran, doymayan, yan petekteki arıyı görünce yumurtaların karıştığı ortaya çıkmış. Tabi gerçek kraliçe çok kızgınmış.
Nefreti bilmiyorum ancak öfke hayvanların yaratılışında var. Bizim yani insanların bastırmakla övünebilecegimiz bir duygu. Ne kadar bastırabilirsek o kadar düşünebilen canlılar olmayı kanıtlıyoruz.
Hayvanlarla sıkı dostluklar geliştirmiş insanlar itiraz edebilirler sevginin sadece düşünceyle ilgili olduğuna. Şöyle düşünmelerini rica ederim onlardan, sevdiğimize, gerçekten sevdiğimize, iyi insanlar, çok kızsa da zarar vermez, hayvanları çok kızdırırsanız mutlaka saldırır ki bu onun suçu değildir.
Çizgi filmlerde de aynı şeyi yapmıyor muyuz. Kuşları, böcekleri, boğaları, ayıları, tavşanları insan gibi konuşturup, insan gibi davrandırmıyor muyuz. Çünkü gerçeği bilmiyoruz, bilsek bile nasıl yaşadıklarını, aldırmıyoruz. Hayvanları sevmenin yolu bu mudur, kendimize benzetmek mi. Hayır kendimiz neyiz ki, zalim, saygısız, yayılmacı, bencil, acımasız değil miyiz.
Uzayda benzemek isteyeceğim varlıklar var mıdır acaba, tam tersi olmasında. Kendi yazdığım bir çizgi roman ormanında kaybolmak istiyorum, saklanacak bir petek bulmalıyım.
ZERRİN TİMUROĞLU
2021
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder