6 Eylül 2021 Pazartesi

Cüceler

        Bir bakar mısınız, neler değişmiş çağlar boyunca, ölerek, acı çekerek, acı çektirerek, kaybolarak, kaybederek.

        Yol kenarlarında kalanlara dikkat ettiniz mi hiç, bir kağıt, bir taş, bir çekirdek tanesi, kuru bir yaprak, bazen beş kuruş madeni, hepsi ait oldukları yerden uzaktalar, bir başlarına.


        Geniş bir sokaktı, iki tarafında, bahçe içinde, iki katlı evler sıralanmıştı. Bahçelerde ağaçlar, çiçekler Avrupa görmemişler. Bahçelerin içinde birer kuyu, oraya buraya saçılmış naylon leğenler, kaplar vardı. Ağaçların en kalın dallarına salıncaklar kurulmuştu ipten. Hepsinde küçük bir masa, tahta, minderli bir sedir vardı.


        İki ağaç arasına gerili iplerde asılı çamaşırların temiz kokusunda yüreğinize su serpen bir güven koşuyordu, her şey yolunda, korkmayın der gibi. Rüzgarın kollarında hafif hafif sallanan çarşaflar, tül perdeler, hiç ama hiç yok olmamasını isteyeceğiniz bir mutluluğun resmiydi.


        Bazı bahçelerde sedirin bir köşesinde, orda doğmuş, orada yaşamış, orada yaşlanmış gibi duran biri olurdu hep. Elinde bir tesbih, üstünde elde örülmüş, eski bir yün yelek, kalın kumaştan bir eski pantolon, ekoseli, solmuş bir gömlek, boğazına kadar iliklenmiş. Derisi buruş, buruş olmuş, kemikleri eğilip, bükülmüş, parmaklarının birinde ince, gümüş bir yüzük var. Sadece önüne, bahçede bir noktaya bakıyor.


        Sanki bahçenin her köşesinde yitip giden yaşamının korkuları saklı, bir baktığı yerde var mutluluk, bir o noktada hala akan bir pınar saklı gibi.


        Bir genç kız, yirmili yaşlarda, ince, esmer, uzun boylu. Bu evlerden birinde anne, babasıyla yaşıyor. Bir giyim mağazasında çalışıyor.


        Kimin ne sakladığını bilemeyiz, kendi kendimize bile soramadığımız sorular olur, cevaplarını taştan lahitlerin altına gömeriz. Bir gün bir yer cücesi kazarsa o toprağı bir onunla dertleşiriz, sırlara alışıktır, insan değildir çünkü.


        Genç kız işten çıkalı epeyce olmuştu ancak otobüs beklemişti ve durak evine uzaktı. Ellerini ceketinin cebine sokmuş, omuzunda kısa saplı çantası hızlı, hızlı yürüyordu. Ezbere biliyordu yolu, hangi evin önünden ne zaman geçeceğini, o evin kokusunu, ya çamaşırlarının, ya yemeklerinin ya çiçeklerinin. Bazı evlerin de kavgalarını biliyordu, hemen geçiyordu o evin önünden, dondurucuyu açmış gibi içi buz kesiyordu bağırtılardan. Bazılarının önünde de kamp kurmak istiyordu  sevgi, sevinç çağlayanlarında yıkanıyordu geçerken.


        Biliyordu az sonra tahta sedirinde hiç kıpırdamadan oturan yaşlı amcanın evinin önünden geçecekti. Ancak birden fark etti sokak lambalarının ikisi yanmıyordu bu akşam, sokak bayağı karanlıktı, içi ürperdi, korktu biraz.


        Arkasında ayak sesi duydu, olmazdı pek o saatlerde, çalışan yoktu çok evlerde, olanlarda çoktan dönmüş olmalıydılar. Döndü arkasına uzun boylu koyu renk ceketli, orta yaşlarda gibi bir adamın hızla ona doğru geldiğini gördü, tanımıyordu onu. Adam hem yaklaşıyor hem el sallayarak sesleniyordu ona. Ne dediğini anlayacak durumda değildi, o kadar korkmuştu ki koşmaya başladı. Evine vardı daha, evlerden yardım istesem mi diye düşündü koşarken ancak onlara da güvenmiyordu, şimdi bir de kendi kendilerine dedikodu yapacaklardı, tanıdığını zannedeceklerdi adamı. 


        Beş yıldır çalışıyordu, gidip geliyordu bu yolu hiç böyle bir şey olmamıştı. Arkasına bakmıyordu artık ancak adamın yaklaştığını sesinden anlıyordu, nefesi kesilmek üzereydi, sokak gerçekten karanlıktı artık. Ayağı takıldı tam düşecekken  kolundan güçlü bir el tuttu onu, korkuyla bağırdı, kolunu çekmeye çalıştı, diğer eliyle adama vurmaya çalışıyordu.


        Adam, durun, korkmayın hanımefendi diyordu, kolunu bırakmıştı, o da kızgın görünürdü.Adam ona bir şeyler anlatmaya çalışırken, yüzü ona dönükken birden birinin kafasına vurması ile sersemledi, elini başına götürüp döndü, bahçedeki yaşlı adam elinde sopası vuruyordu adama, bir yandan da bağırıp küfür ediyordu, bırak kızı diyordu.


        Bazen öyle yanlış anlaşılır ki her şey, kimse hatalı değildir, durum bunu gerektirir. Bir on dakika sonra olay çözülmüştü. Kız otobüsten inerken cüzdanını düşürmüş, adam da görünce arkasından vermek için koşmuş ancak bir tanıdığına rastlayınca birkaç dakika gecikmişti izlemekte. Sonra da uzaktan seslenmiş koşmaya başlamıştı tabi istemeyerek korkutmuştu kızı


        Özürler dilendi, teşekkürler edildi, adam gitti. Genç kız yaşlı amcanın koluna girdi onu bahçesinde, sedirine kadar götürdü, kocaman sarıldı. Anne, babası merak etmişlerdi telefonu çalıyordu, açtı konuştu. O adama yeterince teşekkür edememişti, maaşını almıştı o gün, eğer cüzdanı kaybolsaydı her şey çok zor olacaktı, ailesine o bakıyordu.


        Kimin ne sakladığını bilemeyiz, kendi kendimize bile soramadığımız sorular olur, cevaplarını taştan lahitlerin altına gömeriz.Bir gün bir yer cücesi kazarsa o toprağı bir onunla dertleşiriz, sırlara alışıktır , insan değildir o.


   

ZERRİN TİMUROĞLU

2021




         


          


             


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...