Öfkeyle çıktı evden, öyle sinirliydi ki kapıyı bütün gücüyle çarptı. Annesine, babasına anlatamamıştı bir türlü, evlenmek istemiyordu. Sahile yakın ancak yükseklerde bir köyde yaşıyordu ailesi ile birlikte. İki kız kardeşi daha vardı, kendisi on sekizinde; diğerleri ikizlerdi, on altı yaşındaydılar.
Karda, kışta kıyamette, bazen yaya, bazen kızakla, bazen atla kasabadaki okullara gitmiş, bitirmişti liseyi. Üniversite sınavlarına girmek için hazırlanıyordu ki köyün zenginlerinden birinin oğlu görücü göndermişti evlerine. Çok iyi bir aileydi, oğulları doktordu, tanıyor sayılırlardı, iyi bir gençti. Böyle olunca da anne, babası kaçırmak istememişler, kızlarına çok iyi bir kısmet çıktı diye sevinmişlerdi. Babası son sözünü söylemişti, evlenecekti.
Kapıyı çarpıp çıkmıştı ve yürüyordu, köyleri zaten denizden oldukça yüksekteydi, evlerin de tepelerden birindeydi, pencereden bakıldığında sanki uçurumdan yuvarlanacakmışsınız gibi hissederdiniz, güzeldi, inanılmaz bir özgürlük duygusu boca edilirdi yüreğinize.
Bu köyde doğmuş bu köyde büyümüştü, aynı evde ancak her sabah sokak kapısını aynı garip korkuyla açmaktan kurtulamamıştı, ya uçuruma düşersem, ya kapının tam önüne gelmişse. Köyün neredeyse insan boyundaki köpekleri gün batımlarında uçurumu gören kayalıkların en ucuna oturur sanki gizli bir görevi yerine getirir gibi kıpırdamadan, dikkatle güneşin batışını izlerlerdi, niye, neye bakarlardı uzun uzun bilinmez.
Köyden de yukarıya çıkmıştı, ormanın başladığı yerde kayalık bir açıklık vardı, sanki kendiliğinden oluşmuş bir küçük, açık tiyatro gibi. Kayaların bir kaçının üstü yassılaşmış, rahatça oturulabilecek hale gelmişti. Her zaman düşünmek için, korkularından kurtulmak için gelirdi buraya.
Nasıl zorlayabilirlerdi onu evlenmeye, babası nasıl dinlemezdi onu, anlamıyordu. Aslında çocuklarını dinleyen, onlara arada sırada söz hakkı tanıyan bir babaydı, niye bu olayda çok sertti. Yassı kayalardan birine oturdu, sırtını arkaya dayadı, ağaçların fısıltılarını dinledi bir süre, eline, yere düşen ağaç dallarında birin aldı, yere, toprağa bir şeyler çizmeye başladı.
Evleneceği kişiye aşık değildi ki, görmüştü bir kaç kere, düğünlerde filan yan yana oturup konuşmuşlardı da ancak o kadar, tanımıyordu, tanımakta istemiyordu, yoktu bir özelliği. Gözünden yaşlar akıyordu içinde kedere teslim edilen ne varsa teker teker kurtarıp, gözyaşlarıyla dışarı atıyorlardı.
Kalkmalıydı, ıssızdı buralar, karanlığa kalmamalıydı. Oturduğu kayadan doğruldu tam köy yoluna yönelmişti ki arkasından bir ses duydu,
-Bunca zamandır gelip gidersin hiç üzgün değildin, ne oldu.
Şaşkınlıkla bakındı etrafına, kimse yoktu, sanki sırtını dayadığı kayadan geliyordu ses, nasıl olurdu, buz kesti korkudan,
-Korktun mu, korkma dedi kaya, ben iyi bir kayayım, kötülük yapmam. Sen de iyi bir genç kızsın, akıllı, çalışkan, ne oldu anlat hadi.
Kız hemen dönüp koşmak istedi ancak ayaklarını hareket ettiremiyordu sanki, kaldı,
-Biliyorum seni evlendirmek istiyorlar, peki sen niye istemiyorsun
Konu bu olunca kimle konuştuğunu unuttu bir an, dertlendi,
-Tanımadığım biriyle nasıl evlenirim ve ben okumak, çalışmak istiyorum, bilim kadını olmak istiyorum, yeni şeyler keşfetmek istiyorum, evlenip annemin yıllardır yaptığı işlerde bitirmek istemiyorum hayatımı. Üstelik evleneceğim kişiye aşık olmak istiyorum, köle miyim ben, olur böyle emirle evlenmek.
-Seni isteyen gençle konuşmalısın derim ben belki hayallerini gerçekleştirecek olan odur.
Gözyaşları içinde kayaya baktı,
-Sen bir hayalsin tamam çünkü dertleşmeye çok ihtiyacım var, bir hayal nasıl hayal kurar onu anlamadım.
Kayanın dış yüzeyi yağmurla yıkanmış, parlamıştı,
-Çünkü ben seni iyi yapacak her şeyi yaparım hatta bu yüzden hayal de kurarım. Korkma o iyi biri beraber mutlu olacaksın, seni çok seviyor.
Kız,
-Sen nerden tanıyorsun, ne bilebilirsin ki, benim gitmem gerekiyor, geç kaldım
Kız köye doğru koşarken, bu konuşmanın garip bir şekilde kendisini etkilediğini, o gençle evlenme fikrinin artık o kadar da korkunç gelmediğini fark etti, şaşırdı. Evlerinin kapısına geldiğinde dönüp arkasına baktı, onu isteyen gencin yağmurun altında tepeden indiğini gördü, üstü, başı toprak olmuştu, ıslanmıştı, bir an durup uzaktan kıza baktı, gülümsedi.
Bir yola çıkılmışsa, gönülden, en içten duygularla atılmışsa bir adım ikna edebilmenin yolları bulunmalıdır, gülümseyen kayaların arkasında gizlenip, vazgeçmeyip, kaydıraklardan kayar gibi neşeyle uçurumlara düşmek.
ZERRİN TİMUROĞLU
2021
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder