15 Eylül 2021 Çarşamba

O Resim

        Sevgi özgürleştirebilmeli insanı. Hiç görünmeyen, hiç çekiştirmeyen, varlığını hiç unutturmayan, ayağınıza hiç dolanmayan olmalı. Hava gibi mesela, rüzgar olup esmedikçe farkında olmadığımız ancak onsuz yaşayamayacağımız.

        Ellerini, ayaklarını bağlayıp, yününden, sütünden, etinden yararlandığınız hayvanlara, ne tatlısın, çok seviyorum seni demek, insani ilişkilerinize de yansıyan bir vurdumduymazlığı alışkanlık haline getirebilir. 


        Sanki hiç bitmeyecekmiş, sonu yokmuş gibi görünen bir yeşil çim denizinin içinde yürüyordu. Omzuna astığı, içinde birkaç giyeceğinin, birkaç kitabının, özel bakım eşyalarının bulunduğu çantasıyla, yeni işe başlayacağı bir zengin evine doğru yürüyordu. Havanın kararmasına az kalmıştı, güneş sonbaharın nazlı, serin kollarına uzanmış, ağır ağır çekiliyordu huzurdan. Çimler, ağaçlar kızıllığa boyanmak için yarışıyorlardı. Uzaktan büyük, gösterişli evi görmüştü. Geniş bir arazinin ortasına, değerli bir elmas gibi yerleştirilmişti. Hem hava kararmadan varmak istiyordu eve hem de bu yolu sonsuza kadar yürümek. Kendini hiç böyle özgür, böyle coşkulu, böyle yalancı hissetmemişti, sanki kendi topraklarında yürüyordu.


        Çimlerin gururlu yatışlarının bitiminde koyu yeşil ağaçlar, yapraklarını hiç dökmeyen, sırlarıyla, hışırtılarıyla duruyorlardı. Onun bu evde çalışmaya gelen biri olduğunu anlamış gibi, dağınıklıklarını toplamaya niyet etmemişler, selam vermemişlerdi.


        Bu işe çok ihtiyacı vardı, üniversiteye devam etmesi için bütün yaz çalışmalı, para biriktirmeliydi. Bir arkadaşı aracı olmuştu işi bulmasında. Liseden tanıyordu, zengin bir ailesi vardı arkadaşının ancak bu onu diğer insanlardan koparmamıştı, çok alçak gönüllü, çok insancıl biriydi arkadaşı. Ailesinin de görüştüğü, güvenilir insanlar olduğunu söylemişti. Orta işlerine bakacaktı, temizliğe, bazen mutfağa. Zaten tecrübesi vardı, her daim çalışması gerekmişti. Yaz tatilleri onun için para kazanma aylarıydı.


        Eve yaklaştıkça, heyecanı artmıştı, ömründe bu kadar büyük, bu kadar güzel bir evi yakından hiç görmemişti, insan böyle bir eve sahip olsa hiç ölmez diye düşündü. Üç katlı, bembeyaz, kapı süslemeleri altın varaklı, ön cepheye bakan ikinci kattaki muhteşem sütunlu balkon, evin kapısına dek uzanan, uzun, beyaz mermerli, binbir çiçekle süslenmiş yol, olağanüstü görünüyordu.


        Ne şaşırtır bizi, inanılmaz olan nedir bizim için. Her birimiz farklı düşünürüz bu konuda. İnsanın yaptığı hiçbir eser bir bülbülden, bir menekşeden, bir kuğudan, bir kelebekten daha muhteşem ve şaşırtıcı değildir oysa. Balık gibi yüzen gemiler, kuşlar gibi uçan uçaklar, kaplanlar gibi koşan arabalar yapmakla övünürüz, keşfederiz sadece yoktan var etmeyiz.


        Kapıyı çaldığında hava kararmıştı, zil nazlı nazlı öterken, açılan kocaman kapının önünde beliren kadın hizmetli, yüzündeki tüm anlamsızlığı ile kim olduğunu sordu, sonra onu mutfağa götürdü. Eğer kendi başına gitmesi gerekseydi kesin kaybolurdu bu evde, bir sürü koridor, bir sürü merdiven ve kapı vardı. Haberi vardı hizmetlinin, onu mutfakta bir masaya oturttu, bir fincan çay ve sandviç ikram etti. O yiyip içerken de ertesi günden itibaren ne işler yapacağını, masada yanına oturarak anlattı. Daha sonra kalacağı odayı gösterdi, alt katta, küçük, aydınlık bir odaydı.


        Sevgi özgürleştirebilmeli insanı, hayaller umut vermeli. Dünyanın en güzel şeylerinden biridir bence hayal etmek. Kimse değiştiremez, karalayamaz, bozamaz, hayal ederken gülümsemenizi hiç kimse solduramaz. Hayallerinize kimse sınır koyamaz.


        Çok yorulmuştu, geceliğini giyip yatağına uzandığın da pencereden, tülün içinden geçerek gelen lambaların ışığında yıkadı gözlerini, uykuya dalmadan, mermerlerin üzerinde atların ayak seslerini duydu, çocukluğundaki faytonların parke yollarda çıkardığı sesler gibiydi.


        Hanımefendi, hanımefendi kalkın lütfen. Biri sesleniyordu ve hafifçe dürtüyordu onu, Oysa çok yorgundu, kalkmak istemiyordu. Ancak seslenen ısrarcıydı, açtı gözlerini, şaşkınlıkla etrafına baktı. Müzenin bekçisi, hanımefendi müze kapandı, uyuya kalmışsınız burda, lütfen evinize gidin.


        Büyük bir hayal kırıklığı ile toparlandı, özür diledi, kapıya yönelirken karşısında uyuya kaldığı, o çok sevdiği tabloya bir daha baktı, yemyesil çimler, yemyeşil ağaçlar, çok geniş bir arazinin ortasında bembeyaz bir ev, çalışmak için bile içinde olamamıştı. 




   ZERRİN TİMUROĞLU

    2021


      


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...