26 Ekim 2021 Salı

Opera

        Bir şehir neden dünyada en önemli yer olur bizim için, çünkü orada en sevdiğiniz insan yaşamaktadır. Ben bazı şehirlerin sihirli olduğunu hissederim, o şehirde soluk almak daha kolaydır, o şehirde nefes almak, o şehirde yürümek, o şehrin parkında, bahçesinde oturmak iç açıcıdır, mutluluktur ya da bütün bunlar sizin için özeldir, yaşadıklarımızla ilgilidir. 

        Atina oğlumun dört buçuk yıl yaşadığı yerdi, ben de senede iki kez gittim ve çok sevdim Atina’yı. Ağaçlarında sizi hiç rahatsız etmeden söylenen şarkılarını dinledim, gözlerinize sizi hiç rahatsız etmeden bakan insanlarıyla dinlendim. Şehrin meydanında çalınan müziklere hiç bir gösteri, endişe kaygısı taşımadan, gönülden eşlik eden insanlarla, huzur içinde içtiğim sütlü çayları çok sevdim. Atina’nın hem içinde olup, hem yalnız olduğum için, oğlumla sokaklarında gezerken, oğlumun anlattıklarıyla sevdim.


        Şehrin içinde günlük işleriniz için koşuştururken bile tarihle iç içesiniz, en azından bizim oturduğumuz yerde böyleydi. Akropolis, Ulusal Arkeoloji Müzesi, Olimpos Zeus Tapınağı, Panathenaic Stadium, Herodes Atticus Odeon hepsine yürüyerek varabiliyorduk. 


        Persler Atinalılardan şehri aldıklarında tarihi yapılara çok zarar verilmiş olsa da geri alındığından itibaren özenle yapılmış, yenilenmiş hepsi yıllar içinde. Daha çok bilgiye sahip olarak gezmek isterdim hepsini, çünkü yaşanmışlıklara saygısızlık gibi geliyor bana her bir taşın, yapının tarihini bilmeden gezmek.


        Herodes Atticus Odeon’da oğlumla birlikte Carmen Operasını izledik. Öyle muhteşem bir amfitiyatroda Carmen izlemek üstelik oğlumla, yaşamımın en güzel bir kaç anısından biri oldu. Sahnenin arkasındaki duvarların üstünden yükselen gökyüzünde, belki de gizlice operayı izlemeye gelmiş yıldızlar, ama gök yine de mavi ne anlatmaya çalışıyorlar, aralarında bir savaş mı var, hava kararmadan görünür olmuş yıldızlar.


        Georges Bizet tarafından yazılan opera başladığı anda tıka basa dolu Odeon’da tam bir sessizlik oldu. Çünkü insanlar oraya opera dinlemeye gelmişlerdi, ne birbirlerine bir şey anlatmaya, ne caka satmaya, sadece sevdikleri bir sanatı izlemeye, dinlemeye gelmişlerdi.


        Fransız yazar Prosper Merimee’nin bir hikayesinden alınmış bir operadır. Don Jose adlı bir muhafız çavuşunun Carmen adında bir çingene kızına olan tutkulu aşkıdır konu, ihanete uğrayınca, Carmen bir matadora aşık olunca bunu hazmedemez ve Carmen’i öldürür.


        Büyüleyici müzikle izlerken operayı, kaç kişi Don Jose’yi haklı bulur ya da haksız bilinmez. Aşk deyince insanlarda bir dalma hali olur, ucunda ölüm olmuş olsa da hemen taraf olmazlar, hayatı kucaklamazlar. Sanki hikayeye bir bakalım, haklı mı, haksız mı der gibi beklerler. Aşk hoş görür mü cana kıymayı, benim yanıtım net ama burda tekrarlamayacağım. Çünkü Carmen izledikten sonra bu tartışılacak bir konu değildir, o kadar net anlamamışsınızdır konuyu, müzik beni engeller, müzik dikkatimi dağıtır, notaların sihriyle sadık kalamam konuya. Oyuncuların dansları da çarpar insanı belki daha fazla şey anlatır, konu koşturur dansın peşinden sizi aldatır.


        İnsanlık tarihi boyunca kaç şehir kuruldu kaç şehir yıkıldı. Açık hava tiyatrolarında kaç oyun sahnelendi, ne aşklar, ne savaşlar  anlatıldı. Boşalınca tiyatro o geride kalan sessizlik nasıl acıttı kalbimizi. Ben özellikle, onarılıp kullanılmayan tiyatrolarda hissederim bunu, utanırım sessizliğe mahkum tiyatrolardan, gökyüzünün altında saklanan gözyaşlarından utanırım.

   

        Denize dalmak, yüzmek, yüzmek; sevdiğiniz bir şehirde en çok sevdiğiniz insanla bir ekmeği bölüşmek, o zaman her şey daha güzel, her şey daha mutlu, anları asla unutmamalı.



ZERRİN TİMUROĞLU

2021


     


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...