Deniz kıyısında bir köyde yaşayan yaşlı bir karı koca varmış. Bir varmış ve yine bir varmış. Adam balıkçılık yaparmış çok uzun yıllardır. Hiç çocukları olmamış, ne çok zengin, ne çok fakir olmuşlar. Her zaman yiyecek ekmekleri, barınacak evleri, küçük bir bahçeleri olmuş ekip, biçtikleri.
Evlerinin verandasına oturduklarında akşamları, çaylarını yudumlarken hiç konuşmadan seyrederlermiş denizi, deniz de onları seyredermiş. Bazı akşamlar ayın ışığı öyle güzel vururmuş ki denize saatlerce oturup yakamozlara bakarlarmış hiç konuşmadan. Zaten o kadar uzun süredir evlilermiş ki birbirlerinin ne söyleyeceğini ezbere bilirlermiş, gerek duymazlarmış yani konuşmaya. Sanki kendiliğinden birleşen organik kimya formülleri gibi her söz nereye, hangi davranışa bağlanıyor bilirlermiş.
Sessiz bir dansın bir çifti gibi adımları her an uyumluymuş. Mutlu olmuşlar mı bilinmez, mutsuz olmuşlar mı o da belli değil, hani nasıl olması gerekiyorsa her şeyi bir garip itaatin emrine veren, sorgulayan, sorgulatmayan insanlar gibi, bir toplumun temel taşları yani.
Yakamozların ağır işkencesinde denizi seyretmek hiç kolay değildir. Düşünmek istemediğin her şeyi uzaklardan pırıl pırıl yollarına katıp tam önünüze getirip bırakırlar. Ne kalkabilirsiniz oradan ne denizi boşaltabilirsiniz birden.
Gözlerinizden vazgeçerseniz yüreğinizdeki kelepçeler acıtır canınızı, haksızlıktır bu, çok büyük haksızlıktır, yakamoz denizinde bir tür işkencedir.
Günlerden bir gün yaşlı adam, kıyıya bağlı kayığını hazırlamış balığa çıkmak için. Hava güneşli, hafif bir esinti varmış havada, oltasını, ağını kontrol etmiş, karısına dönüp el sallamış uzaktan, binmiş kayığına, çekmeye başlamış kürekleri.
Kendi evi ufukta kaybolana dek açılmış. artık sadece usul usul çektiği küreklerin denizde açtığı yaraların şıpırtıları, dalgaların hafif uğultular varmış. Balıkçının en sevdiği şeymiş bu, bırakmış kürekleri, oltasını hazırlayıp, salmış denize, başlamış beklemeye. Epeyce zaman geçmiş, hiç balık yakalayamamış balıkçı, canı sıkılmış, takmış oltayı kayıkta hazırladığı yere evden getirdiği ekmeğini yemeye koyulmuş.
Tam termostan fincanına çayını dökerken, oltanın takıldığı yerde gıcırtısını duyup sevinmiş. Sonunda eve eli boş dönmeyeceği için mutlu olmuş. Davranmış oltaya taktığı yerden çıkarmış, çekmeye başlamış balığı. Büyükçe bir balık olmalı diye düşünmüş, zar zor çıkarmış sudan, gerçekten de iri güzel bir balık kovanın içinde çırpınmaya başlamış.
Hayat böyledir birinin yüzünü güldürür birini öldürür. Her canlının bilinmez güçleri yokmuş ki bir umudu olsun. Balıkçı oltasına yeni bir yem takıp denize atmış, tam o sırada birinin kendisine seslendiğini duymuş,
-Balıkçı, balıkçı sal beni döneyim denizime, eğer salarsan beni dileklerini gerçekleştiririm senin üç tane.
Balıkçı önce inanamamış, acaba başka sandal mı var çevrede ben fark etmedim diye etrafına bakınmış, ama kendisinden başka kimse yokmuş.
Gene duyunca sesi, kovadaki balığın dile geldiğini anlamış. O kadar şaşırmış o kadar şaşırmış ki uyumadığını anlamak için kendini çimdiklemiş. Balık yine dile gelmiş, yine aynı şeyi söylemiş,
-Beni sal üç dileğini gerçekleştireyim demiş.
Balıkçı ilk şaşkınlığını atlatınca hemen balığı kovadan alıp atmış denize, dilekleri filan düşünmemiş, konuşan bir canlıya zarar veremezmiş. Balık bir müddet ortadan kaybolmuş sonra masmavi denizde havaya sıçraya, sıçraya konuşmuş,
-Söyle balıkçı, ilk dileğin ne demiş.
Balıkçı yıllardır yenileyemediği kayığının yenisini istemiş, yeni olta istemiş, yeni ağ istemiş. Hepsini vermiş balık, balıkçı teşekkür etmiş, balık maviliklerde kaybolmuş. Yaşlı adam yeni ve çok güzel kayığıyla evinin önündeki sahile yanaşmış, çekmiş kumların üzerine kayığını, sevinçle bakmış, oltasına , ağına, alıp eve yollanmış.
Her şey bir kez başınıza bir şeyin gelmesiyle başlar. Ay denizin üstünde dans ettirirken ışığını, denizde, iri, güzel bir balık yüzüyormuş, bazen havaya sıçrayarak, bazen dalarak doğduğu sulara sevinçle. Bugün kurtulduğuna seviniyormuş.
Balıkçı verandada o gün yaşadıklarını karısına anlatmış, birlikte çaylarını içerlerken ilk kez denizden suratlarına çarpan, kalplerine öfkeyi taşıyan rüzgarı hissetmişler. Kadın kocasına düşman gibi bakıyormuş gizli, gizli, balıkçı ise yaşadıklarını takdir etmediğini düşünüyormuş karısının.
Her şey bir duyguyu bir kez hissetmenizle başlar, tanışmış olursunuz ve alışırsınız. Balıkçının verandası asla huzuru bulamamış o günden sonra. Karısı onu her gün denize açılması için zorluyor, balığı bir daha yakalarsa ondan neler istemesi gerektiğini söylüyormuş.
Yakamozlar balıkçının denizdeki gözlerini alıp götürmüşler uzaklara birgün, balığa göstermişler, karısının yaptıklarını söylemişler. Balık dinlemiş, dinlemiş dalmış denizin karanlığına, almamış yakamozları içeriye. Ertesi gün balıkçı denize açılmış yeni kayığı ile. Karısına el sallamamış, yanına çayını almamış. Çekmiş çekmiş küreklerini, çekmiş çekmiş küreklerini, akşam olmuş, yakamozlar yokmuş, sabah olmuş kayık yokmuş.
Denizde havaya sıçraya, sıçraya yüzen iri, güzel bir balık varmış, sormuş yine bir gün üç dileğiniz ne diye. Aslında verdiği her dilek yaşamınızdan bir güzel şeyi alırmış sonsuzluğa, hiçbir şey karşılıksız değilmiş ki bu dünyada.
Gözlerinizden vazgeçerseniz yüreğinizdeki kelepçeler acıtır canınızı, haksızlıktır bu çok büyük haksızlıktır, yakamoz denizinde bir tür işkencedir.
ZERRİN TİMUROĞLU
2021
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder