8 Kasım 2021 Pazartesi

Dondurma

        Buluttan aşağıya bakıyordu. Rahatça, yüzükoyun uzanmıştı bulutun üzerine, hafif rüzgarla sürüklenirken, aşağıda, yeryüzünde olanları seyrediyordu her zamanki gibi. Bir yandan elindeki kocaman limonlu dondurmayı yalıyordu, saçları rüzgarda savruluyor, güneş sırtını ısıtıyordu sıcacık.

        İnsanlara baktıkça, kendisinin onlara neden benzemediğini, neden insanlar gibi yeryüzünde değil de bulutlarda yaşadığını anlamıyordu. Ölümsüzlüğünün nedenini, hiç arkadaşı olmamasının nedenini, mutluluk, ya da mutsuzluk denen yaşamların onu neden ilgilendirmediğini bilmiyordu.


        Var olduğundan beri bulutların üzerindeydi, ne isterse, neye ihtiyacı olursa, üzerinde olduğu bulutlar sanki emir almışlar gibi hemen oluşturuyorlardı onu, şimdi elindeki dondurma gibi. Bulutsuz bir dünya yoktu, mutlaka, gece ya da gündüz, güneyde ya da kuzeyde, dünyanın herhangi bir yerinde vardı bulutlar.


        Bulutsuz bir dünya yoktu ama kedersiz bir dünya da yoktu. Her zaman insanların yaşadığı acılara tanık oluyordu aşağıya bakarken. Birden elindeki dondurmayı yalamayı bırakıp hemen bulutun altındaki, bahçeli, tek katlı bir evden hızla kaçarak uzaklaşan çocuğa bakmaya başladı. On, oniki yaşlarında bir kız çocuğu, sarı, kıvırcık, uzun saçlarını savura, savura, bağırarak evin az ötesindeki yola ulaşmak için var gücüyle koşuyordu.


        Allah'tan rüzgar yok denecek kadar azdı, bu yüzden rahatça, geçip gitmeden neler olduğuna bakabilecekti aşağıda. Kız biraz uzaklaşmıştı ki evden iri yarı bir adamın da hızla çıktığını ve kızı kovalamaya başladığını gördü. Adamın elinde uzun bir tüfek vardı, çok öfkeli görünüyordu.


        Etrafta fazla ev yoktu, kızın çıktığı evin bir kilometre ilerisinde, bahçe içinde, iki katlı bir ev daha vardı o kadar. Evlerin çevresinde ekili alanlar yemyeşildi. Böyle güneşli, pırıl, pırıl bir günde, böyle güzel görünen evlerde mutlu insanlar olabileceğini düşünürdü aslında ama belli ki durum tam tersiydi.


        Kız koşuyordu ve adam git gide yaklaşıyordu elindeki tüfeği ile. Hemen bulunduğu buluttan bir ip merdiven istedi, sarkıttı merdiveni aşağıya, kız bulutun altından geçerken, merdivenden elini uzattı ona. Çocuk korkuyla, şaşkınlıkla baktı ilk önce, sonra arkasına döndü, çok yaklaşmış adamı görünce uzattı elini buluta, yükseldiler, gözden kayboldular. 


        Adam öfkeyle durdu, önüne baktı, arkasına baktı, düz alanda, kızın birdenbire nereye kaybolduğunu anlayamadı, arkaya, öne koşturdu, durdu, yoruldu, eve geri döndü.


        Bulutun üstündeki küçük kıza dondurma ikram etti önce, soru sormadı, ne olduğunu sormadı, çocuk ağlıyordu zaten. Gözyaşları yalamaya başladığı, muzlu dondurmanın üzerine geliyordu. Bir süre sessizce oturdular. o sırada rüzgar biraz kuvvetlenmişti ve hızla evlerden uzaklaşmaya başlamışlardı.


        Masal kitapları istedi buluttan, her biri ayrı bir şey anlatan, kıza uzattı. Çocuk kitapları okurken sanki her gün bir bulutun üzerinde geziyormuş gibi rahat ve meraksız, kendisi onu seyretti. Okumayı seviyor muydu bilinmez küçük kızın ama şimdi yutar gibi hevesle okuyordu kitapları. Çoğunda yüzündeki ifade hiç değişmemişti sadece bir kitapta, ellerinin kasıldığını, yüzünün solduğunu gördü, aldı o kitabı kızın önünden, okudu.


        Hava kararmıştı ve artık kızı aldığı yerden oldukça uzaktaydılar. Uykusu gelen çocuk, yumuşacık bulutun üzerine kıvrılıp uyumuştu. Üzerine bir örtü örttü, elindeki kitabın hikayesinde acıyla titredi. Hikaye cinnet geçiren bir babanın ailesine yaptıklarını anlatıyordu, yazarı kendisi idi, tahminleri, gözlemleri, bildikleri ile oluşturmuştu çocuğa verdiği kitapları. Onu yormadan, daha fazla üzmeden öğrenmek istemişti yaşadıklarını.


        Güneş yine doğdu, sonsuz diye bildiğimiz uzayda, dünya kendi ekseninde ve güneşin etrafında dönerken biz aydınlandık yine. Bulutlu, mavi gökyüzünde huzur vardı. Bulutların birinin üzerinde bir çocuk, elinde kocaman bir sandviç mutlu, mutlu aşağılara bakıyordu. Az sonra buluttan ineceğini ve iyi insanların yönettiği bir evde, kendi yaşıtları ile yaşayacağını biliyordu. Geçmişini unutmuştu, yaşadıklarını unutmuştu, zaman ona yardım etmişti.


        Uzayda bulut yoktu, peki uzayda bir insana kim yardım edecekti. Uzayda hep gece miydi yoksa hep gündüz mü, peki çocukları kim görecekti. Bulutların üstünden ip merdivenleri sarkıtarak onları kurtaran sonsuz bulut perileri, buraya da gelecekler mi sanki bir bağırıyordu demin çabuk olabilecekler mi, dondurmalarla acıları unutturabilecekler mi.



ZERRİN TİMUROĞLU

2021



    


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...