Kadere teslim olmadan önce bütün silahlarımızı toprağa gömmeliyiz, savaşmayı unutmalıyız, bize zor gelen her şeyden vazgeçmeliyiz. Başka türlü dönebilir miyiz arkamızı mutluluğa, başka türlü gülmeyi unutabilir miyiz.
Denizin sonsuz maviliğine bakarken toplayabilir miyiz kara bulutları, susmadan, teslim olmadan ağlayabilir miyiz. Yapamayız, olmaz ki kimsenin gücü yetmez buna.
Bir gün eski zamanlarda, bir padişah tebdil-i kıyafette dolaşırken ülkesinde, üç kişinin konuşmasına kulak misafiri olur. Üç arkadaş, şu anda karşılarında padişah olsa ne isteyeceklerini anlatırlar birbirlerine. Biri, üç araba altın isterdim, diğeri ise, kızını isterdim diye konuşmuş. Padişah hiçbir şey söylemeden, kendini açığa vurmadan dinlermiş onları. Üçüncü adama da sormuşlar ne istersin diye. Üçüncü adam, ben ne isteyeyim padişahtan, ben sadece Allah’tan isterim demiş.
Padişah çok içerlemiş bu lafa, saraya döner dönmez üç arkadaşı, adamlarını gönderip huzuruna çağırmış. Sormuş onlara benden ne istersiniz, çekinmeyin söyleyin demiş. Adamlar önce çok korkmuşlar, tutulmuş dilleri bir şey diyememişler. Ama sonra padişahın ısrarı üzerine istediklerini tekrarlamışlar.
Padişah hemen isteklerinin yerine getirilmesi için emir vermiş ve iki adam, önde, üç araba dolusu altınlarıyla birincisi, arkada padişahın kızıyla ikincisi yola dizilmişler. Üçüncü adam padişahın karşısında da vazgeçmemiş söylediğinden, sizden hiçbir şey istemem padişahım, ben Allah’tan isterim demiş. Padişah hemen kellesini vurdurmak istemiş ama sonra çekinmiş. Allah’tan istiyor demiş.
Adamlar gidince, odasına çekilen padişah birdenbire sinirlenmiş yine ve cellatlarını çağırıp, saray yolunda yürüyen en son adamın kellesini kesmelerini istemiş. Cellatlar hemen koşmuşlar ve denileni yapmışlar. Ne var ki en sonraki adam, padişah kızını alan adammış. Yolda biraz duraklamak zorunda kalınca arkada kalmış.
Üçüncü adam yolda padişah kızını tek başına görünce onu yanına almış. Biraz gittiklerinde, altın yüklü üç arabanın, yolda öylece durduğunu görmüşler. Adam seslenmiş, çevreyi aramaya başlamış ve bir ağacın dibinde ölen birinci adamı görmüş, yılan sokmuş. Böylece padişahtan hiçbir şey istemeyen adama altınlar da, padişahın kızı da kalmış.
Bu masal bir çok mesajla doludur, bir teslimiyet ve kadercilikle. Masal işte bilmiyoruz böyle olmuş mudur yoksa herkes kendi yoluna gitmiş midir diye. Belki de üçüncü adam hesaplamıştır bütün bunları, belki celladın geldiğini görmüş ve saklanmıştır. Belki birinci adamı arayıp bulduğun da onu o zehirlemiştir. Nedense dinlerken aklıma gelir bunlar.
Bazı korkularımız vardır ölene dek bizimle yaşar. Ne yaparsan yap kurtulamadığın. Kiminin deniz korkusu vardır, suların dibinde atar yüreği, giremez denize, yüzemez. Kimisi araba kullanamaz, kaza yapmak ihtimalinden asla kurtulamaz düşünceleri.
Kimi yüksekten korkar, düşmekten, tutunamamaktan. Kimi karanlıkta nefes alamaz, her yanını bilinmeyen, kötü şeylerin sardığını düşünür.
Bütün korkuların derin nedenleri vardır elbette yaşanmışlıklarımızda.Bazılarını biliriz, bazılarının sonsuz kuyularda, kesmişizdir seslerini. Ben telefonlardan korkarım, sesinden, görüntüsünden. Çünkü yıllar önce en sevdiğimizin acısını telefonda vermişlerdi bana. O günden beri baş edemediğim bir korkudur telefon. Kimse anlamaz derdinizi ama, komik bulurlar, gereksiz bulurlar bu korkuyu. Hiç eline ateş değmemişler anlayamaz bu deneyimi.
Masalları dinlerken farklı şeyler dikkatimi çeker benim hep küçüklüğümden beri. Mesela, padişahın, kızını hiç tanımadığı birine öylece vermesi, kızın buna hiç itiraz etmemesi takılır aklıma. İlk dinlediğim de, küçükken de kızın adına korktuğumu hatırlıyorum.
Kadere teslim olmadan önce bütün silahlarımızı toprağa gömmeliyiz, savaşmayı unutmalıyız. Bize zor gelen şeyleri çıkarmalıyız hayatımızdan, bizim yaptığımız hiçbir şeyin sonucu değiştiremeyeceğine inanmalıyız.
Güneşin ışınları gözlerimizi kamaştırdığında göremediğimiz her şeyi yok var saymalıyız. Görmeyince yok olur mu diye düşünmemeliyiz. Hanımellerini görmezsek kokusun duyarız demeyin ama, burnunuzu da kapatın. Denize bakmıyorsunuz, kokusunu duymuyorsunuz, elinizi suya soktuğunuzda ne olacak peki, o zaman kıyılardan uzaklaşın, geriye doğru, geriye doğru.
ZERRİN TİMUROĞLU
2021
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder