Toprak tembel tembel uzanıyordu. Üzerinde yer yer dağılmış çimenler, aralarında kuru toprak parçaları, daha ilerde kökleriyle toprağa, küçük çocukların annelerinin eteklerine sarılması gibi sarılmış ağaçlar vardı.
Güneşliydi hava, gökyüzü masmaviydi, sanki mavi boyaların hepsini dökmüştü avuçlarına. Tek tük, beyaz küçük bulutlar maviliğin içinde puanlı bir kumaş dokumuşlardı. Kuşlar maviliği delmek için havalansalar da gayretleri hep boşa çıkıyordu. Hayatın zor hamleleri.
Toprağın bittiği yerde, biraz uzakta denizin dalgaları nicedir daha bir hızla çarpıyordu kıyıya, kumlara, toprakla konuşmak istediklerini söylüyorlardı, bunun toprağa iletmelerini istiyorlardı.
Toprak, uzun uzun esnedi, gökyüzüne bakarak,
- İnsanların işleri gerçekten çok zor, dedi.
- Aynı fikirdeyim diye cevap verdi gökyüzü. Nasıl dayanıyorlar bu dertlere hiç anlamıyorum.
- Başka seçenekleri var mı ki dedi, toprak, doğuyorlar, ölene dek ellerinden geleni yapıyorlar, kolay kolay da gelmediler bu yaşam seviyelerine, sen de biliyorsun ya.
- Bilmez miyim, diye cevap verdi gökyüzü. Ne zaman artık bıktılar, herhalde vazgeçerler yaşamaktan dediğimde ya sana ya bana saldırdılar, değil mi. Yıllardır yapmadıkları kötülüğü bırakmadılar sana da, bana da.
Sustular, rüzgarın denizden getirdiği kokuyu çektiler içlerine. Uzaktan biteviye gelen dalga seslerini dinlediler. Kuşların şarkılarını, ağaçların rüzgarla konuştuklarını kulak verdiler.
Topraktaki delikten başını uzatmış bir solucan ,
- Yaşamak bir deneydir. Kimyasal bir reaksiyondur. Başlatılmıştır ama beklenmeyen sonuçları kaçınılmazdır.
Toprak,
- Elbette, bu hepimiz için geçerli ne varki insan ömrü çok kısa, deneyin sonucunu göremiyorlar, bir karanlığın içine doğup, bir karanlığın içinde kayboluyorlar. Bence iyi dayanıyorlar. Beni de kazdılar, silahları ile dağıttılar, üzerimde her gün arabalarıyla yaralar açıyorlar ama ben yine de eski halime dönebilirim. Onların bu şansı yok, nöbeti her daim başkasına devrediyorlar.
Gökyüzü de katıldı toprağın fikrine,
- Doğru söylediğin, biz eski halimize dönebiliriz.
Uzaktan deniz daha bir hızla, daha bir hızla vuruyordu kıyıya. Sanki hem toprağa hem gökyüzüne diyecekleri varmış gibi, kumlara dağılıyorlardı, sesleri kısılana kadar.
Ağaçlardan biri, çam ağacı, üzerinde bir sürü kozalağı olan, heybetli,
- Sizler insanların nasıl dayandığını gerçekten bilmiyor musunuz, dedi.
Hem gökyüzü, hem toprak merakla baktılar ağaca, Uzaktan dalgalar heyecanlandılar,
- İnsanlar bizim hiçbir zaman hissedemeyeceğimiz duygularla dayanıyorlar zorluklara, sevgiyle, aşkla, merhametle, fedakarlıkla.
Toprak hayal kırıklığı ile gülümsedi,
- Sevgi ve aşk mı, fedakarlık mı, neden bahsediyorsun sen birbirlerinin gözünü oyuyorlar, birbirlerine yaptıkları kötülükleri anlatmaktan korkarım.
Gökyüzü de ona hak verircesine bulutlarını uçurdu sağa, sola. Topraktaki solucan,
- Evet ne zalim olduklarını biliyoruz ama ben ağaçlara katılıyorum, yine de nesillerinin tükenmemesini duygularına borçlular.
Toprağın üstünde bir karınca yuvasında karıncalar gidip geliyorlardı, gidip geliyorlardı, dinliyorlar ama konuşmalara hiç katılmıyorlardı. Belki de kendilerini insanlara benzetiyorlardı. Yaşamak için sürekli çalışmak zorundaydılar.
Denizin sesini nihayet duydu toprak, konuşmak istediğini anladı,
- Söyle diye bağırdı denize, ne diyeceksin,
Deniz,
- Bu gece senin üstünü sularımla örteceğim, bir süre kalacağım öyle, haberin olsun.
Toprak düşündü biraz,
- Ziyanı yok ben denizin altında da yine toprağım sadece gökyüzünü göremem artık, dedi.
Gökyüzü de umursamadı bu haberi, sadece karıncalar ve solucan büyük bir korkuya kapıldılar. İnsan da duysaydı bu haberi böyle korkacaktı. Korkmak da bir duyguydu işte, tıpkı sevmek gibi, tıpkı korumak gibi, zamana dayanaksız olanların türküsü. Acıklı, boşu boşuna ve cılız ve çok kısa.
ZERRİN TİMUROĞLU
2021
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder