Bazı romanlar vardır okuduktan sonra asla sizi terk etmezler. Hatta yaşamınıza nazikçe, her zaman yön verirler. Bir duyguyu yaşamaya başladığınızda iç sesiniz olurlar. Roman kahramanları konuşur sizinle, en iyi arkadaşlarınız olurlar.
Yalnızlığın korkusunda çoğalan hikayeler çok neşeli değildir. Dışardan gelen neşeli seslerde solarken içinizdeki çiçekler, elinizdeki kitabın kahramanları gelip evinizin baş köşesine kurulur. İyi ki dersiniz, iyi ki yazmış yazar, işte kimse tutmasa bile elimi onlar buradalar.
Jane Eyre, Charlotte Bronte’nin romanı. İlk okuduğum zamandan sonra hiç unutmadığım, izlediğim, dinlediğim bütün aşkları onun süzgecinden geçirdiğim ki bunu isteyerek, bilerek yapmıyordum, bir rehber olmuştur bana. Neden, nasıl bilmiyorum daha sonra okuduğum hiçbir roman nakışını böyle ustaca işleyememiştir ruhuma.
Jane Eyre, yetim ve öksüz bir kızdır. Yengesi tarafından eziyetlerle yetiştirilirken, yine yengesi tarafından çok katı kuralları olan bir kız okuluna yatılı verilir. Okuldan mezun olunca da zengin bir malikane sahibinin evlatlığına mürebbiye olur.
Yatılı okuldaki hayatını okurken kendi dertlerimin hepsini o zalimliklerin kazanına atmıştım, erir, gider, hafifler sanmıştım. Erimediler ama kardeş oldular, dert ortağı oldular. Bir okulda işkenceyi eğitim diye sunmak, İngilizler için belki o yıllarda -ki roman 1847 yayımlanmıştır, normaldi. Bizler için ise evlerdeki zalimlikler eğitimdi, belki hala öyledir, bilmiyorum, sanırım bu konu üzerine düşünmek artık çok zor geliyor bana.
Jane Eyre’i her düşündüğümde sonsuz gibi uzanan, yemyeşil düzlükler gelir aklıma. Siyah, kapşonlu uzun pelerini ile hava henüz kararmaya başlamışken, malikaneye varmaya çalışan, hızlı, hızlı, ıssız düzlükte yürüyen Jane Eyre olmak isterim. Kimsenin olmadığı, sonsuz yeşilliklerin emaneti olmayı, yürüyüp, sevgi dolu bir eve varmayı isterim.
Jane Eyre ilk kez böyle bir günde tanışır malikanenin sahibi Edward Rochester ile. Attan düşen bir adama yardım eder ki o da işvereni çıkar. Zengin ama dertleri çok olan biridir Bay Rochester, serttir, kabadır, otoriterdir. Ama bütün bu korkutucu özellikleri, zalim bir yatılı okulun çemberinden geçmiş Jane Eyre’i ürkütmez. Alışkındır o her türlü zalimliğe.
Duygular tıpkı bir şarkının notaları gibi çınlar yüreğinizde. Ne zaman başlar, ne sebep olur buna bilinmez. Bazen sığınacak bir kovuk istersiniz, bazen kafanızı kuma gömecek bir yer, bazen bir el uzansın, tutsun istersiniz elinizi. Sizin için endişelenen, sizi merak eden biri olsun.
Jane Eyre zaman geçtikçe aşkla bağlanır evin beyine. Rochester da bağlanmıştır Jane Eyre’e. Böyle güçlü duyguların kaynağı, nedeni bilinmez, hatta başladığı an bile bilinmez, insan bir anda dikenli tellerle çevrilir, görünmez ışık engelleri kesmiştir artık yollarınızı. Oysaki bir sürü sırrı vardır evin beyinin, geçmişi ayaklarına zincirlenmiştir, yaşanmışlıkları çok güçlü duygularla bağlandığı mürebbiyeye kavuşmasına engeldir.
Bu kitabı okumadan iki kişinin arasında hasretin, sevginin, fedakarlığın nasıl satır satır büyütüldüğünü hem de hiç haberiniz olmadan yeşerdiğini bilemezsiniz. Aslında çok genç ve tecrübesiz bir genç kızın aşkın güçlü dalgalarına karşı nasıl zafer kazandığını, yenilmediğini ibretle okursunuz. Doğru olanı yapmak için yapayalnız, katı kurallarla yetişmiş gencecik bir kızın bu gücü nereden bulduğunu hep merak etmişimdir.
Bazı kitapların filmleri yaşamaz, nefes almaz, kim canlandırırsa canlandırsın karakterler, onlar olamaz. Jane Eyre de böyle bir romandır, çekilen hiç bir filmi kitabın anlattıklarını hissettirmemiştir. Satırların arasında sihirli cüceler vardır belki de görmediğimiz, okurken bizi etkileyen filmler yavan, kuru ve renksizdir. Sanki roman kıs kıs güler her defasında oyunculara, vermiyorum karakterlerimi der gibidir. Buzdan paralar taşır filmlerini Jane Eyre’in, yolun sonunda kalan hiçbir şeydir, eriyip gidendir perdede.
ZERRİN TİMUROĞLU
2021
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder