Öğretmek, bir bilgiyi bir diğer insana benimsetmek, o bilgiyi hayatında herhangi bir şekilde kullanabilmesini sağlamak anlamına da gelir. Öğretmek deyince ilk akla gelen okullar ve öğretmenlerdir, adı üstünde, öğretmen yani işi öğretmek olan.
Bir bilgiyi ezberlemek öğrenmek değildir. Çünkü ezberlediğiniz şeyi unutursunuz ama öğrendiğiniz bilgi, içtiğiniz su gibi kaybolur gider vücudunuzda, neye yararlı ise orada kullanılır. Konuşmayı öğreniriz ve hiç unutmayız, okumayı öğreniriz ve hiç unutmayız. Çünkü hayatımızı devam ettirmemiz için gereklidir hepsi.
Öğrenilmesi en zor bilgiler çoğu insan için sayısal bilgilerdir ve elbette, Matematik, Fizik. Zorluk bilginin tamamını anlayamamaktan kaynaklıdır, bir noktada anlatan artık dikkatleri toplayamıyorsa sonra anlatılacak her şey çöp olmuş demektir. Sözel bilgiler kitaptan okunarak öğrenilebilir ama Matematik ve Fizik öyle değildir, mutlak biri anlatmalıdır, uygulamalı göstermelidir.
Fizik derslerine ilk girdiğim sınıflarda bir kaç ders öğrencilere bilmeceler sorardım. Ama sıradan öylesine sorulmuş bilmeceler değildi onlar. Hem öğrencilerin düşünme seviyelerini, hem bir tartışmaya katılma isteklerini ölçmek isterdim. Hem de daha ilk derste muhtemelen, ön yargılı geldikleri Fizik dersinin eğlenceli olabileceğini göstermek isterdim.
Bilmecelerimden biri şuydu : 'Bir kafede bir masanın etrafında oturan dokuz adam vardır. Sessizce beklemektedirler. Hepsinin sol kolları omuzdan kesiktir, yoktur. Bir zaman sonra bekledikleri onuncu kişi gelir, onların gözü önünde sol kolunu keser ve herkes dağılır tabiki yaralı olan hastaneye kaldırılır. Ama gelen onuncu kişi yaptığından pişman değildir hatta diğer dokuz kişiye borçlu hissetmektedir kendisini.'
Bilmecenin bu kadarını anlattıktan sonra öğrencilere sorardım, bu nasıl bir olay, bu on kişi ne yaşamıştır ki bu gerçekleşmiştir. İşin sırrı şudur, her öğrenci olayı çözmek için istediği soruyu sorabilir ama ben bütün sorulara sadece evet ya da hayır diye cevap verebilirim.
Bir anda dersi hiç umursamaz görünen öğrenciler bile dikkat kesilirdi. İlk önce umutsuz olurlardı, bu kadar bilgiyle çözülemez derlerdi. Haklılardı tabi. Dikkatlerini çektikten sonra ben ikinci aşamaya geçerdim, sorular sorardım onları çözüme götürecek. Örneğin, son gelen kişinin mesleğinin çok önemli olduğunu, ilk önce onu bulmaları gerektiğini söylerdim. Sonra bu on kişinin başına aynı olayın gelmiş olabileceğini, bu olayın ne olabileceğini düşünmelerini isterdim.
Bir diğer bilmecem: 'Bir adam birini müzikle öldürmüş, bu nasıl olabilir, ne bir müzik aleti kullanmış, ne eliyle dokunmuş ne de yüksek sesle öldürmemiş ama neden, yine de müzikmiş.' Ve tabi olayı çözecekleri yardımcı soruları da söylerdim hemen. Bu iki kişinin çalıştığı yer, yaptıkları iş önemli, bunu bulursanız olayı çözmüş olursunuz derdim.
Böylece soru sormak için el kaldırmayan, olayları çözmek için heyecanlanmayan tek bir öğrenci kalmazdı. Daha sonraki bütün Fizik derslerinde, fizik problemlerini bu yöntemle çözerdim, her zaman öğrencileri problemlerin ortasına atarak, ilgilerini çekerek, ben çözerdim tahtada ama onlar kendileri çözdüm zannederlerdi ve hiç sıkılmazlardı.
Yani önce problemleri paramparça ederdik sonra birlikte toplardık böylece sahiplenirlerdi dersi, korkuları kalmazdı. Yorucuydu tabi ama amacına ulaşmış her eylem yorucudur, emek ister.
Öğretmek eylemi anlatanın vereceği bilgiyi çok iyi bilmesi ile gerçekleşir. Eğer anlatanın bilgisiyle ilgili kuşkusu varsa güven veremez, anlattığı da dinlenmez. Matematik, Fizik asla kuşkuyu kaldırmaz çünkü matematiksel işlemler, denklem çözümlerinin bir doğru sonucu vardır laf kalabalığıyla yanlış örtülmez.
Biliyorum bilmecelerin cevabını vermedim, okuyanların da düşünmesini istedim. Cevabı bilenler için sorun yok ama bilmeyenler için bir kaç dakikalık keyifli bir yolculuk olur belki.
Yaşamak kocaman bir bilmeceler denizinde kulaç atmaktır zaten. Zeki olanların da, problemlerin farkında olmayıp, suyun üstünde durmayı başaranların da işi zordur. Ama öğrenenler gemiler yapar, ama öğrenenler roketler yapar ama gözleri hep yükseklerdedir.
ZERRİN TİMUROĞLU
2021
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder