27 Mart 2022 Pazar

Dehşete Az Kala

        Yol minibüsün hızıyla tükeniyordu. Güneş çekilmişti ama yenilmemişti. Şehre inmişti sabah hem arkadaşları ile buluşmak için hem alışveriş yapmak için. Kasaba ile şehir arasında dört saatte bir minibüs vardı, ilk sefer sabah sekizde başlıyordu, üç seferde bitiyordu, dönüştede durum aynı idi. Son sefere kalmıştı, saat akşam sekiz buçuğa geliyordu. Bir önceki minibüse yetişmek istemişti ama arkadaşları ısrar edince kalmıştı, epeyce dolaşmışlar, yemek yiyip sohbet etmişlerdi, her biri bir başka okulda değişik branşlarda öğretmenlerdi.

        Minibüs tenha sayılırdı, kendisinden başka, bir yaşlı karı, koca, bir genç kız galiba üniversite öğrenci idi, elinde kitapları vardı. Bir de en arkaya geçip oturan, orta yaşlarda, yorgunluğu yüzünden dert yanan bir çiftçi vardı. Çiftçi diye düşünmüştü elleri nasırlı, kalın, kalındı, yüzü yorgunluğuna rağmen mağrurdu, belli, kendi toprağı vardı.


        Kaçan aydınlık ardında, ufukta kırmızılıklar bırakıyordu sanki beni izlemek isterseniz bu çizgileri izleyin der gibi. Bir yirmi dakika sonra, arabanın camında artık kendi yansımasını görüyordu, güneşin bütün ipuçları kaybolmuştu.


        Kasabaya bir saat kala arabada birden tek başına kaldığını anladı. Gözlerini kapatmıştı belki bir yarım saat, o arada herkes inmişti demek. Şoför otuzlu yaşlarda, seyrek saçlı, hafif sakallı, hali, tavrı hiç güven vermeyen biriydi. İçini bir korku sardı. Issızdı etraf, ne bir ev, ne bir araba yoktu, ana yoldan ayrılmışlardı, kasabaya giden yol bomboştu.


        Neden geç kaldım diye kendine kızıyordu. Arkadaşlarıyla gezdikten sonra, yemek yedikleri yerde sohbete dalmışlardı, onlar da ısrar edince son seferle gitmeye razı olmuştu. Şoförün iki arkasında, çaprazında oturuyordu. O kadar rahatsız hissediyordu ki kendini, elindeki çantasını sıktıkça sıkıyordu. Telefonunun şarjı da bitmişti, sanki bir korku filminin bütün tesadüfleri oluşmuş gibiydi.


        Minibüsün içindeki loş ışıklar yanıyordu, şoförün  dikiz aynasına bakan gözleriyle karşılaştı bir iki kez, hiç hoşuna gitmedi.


    - Öne buyrun hanımefendi, 


        Bir anda fırtına çıktı, teker patladı, uçurumdan yuvarlandılar, aynadan kendisine gevrek gevrek gülerek bakan şoförün sesini duydu,


    - Kimse kalmadı, gelin böyle,


        O arada arabanın radyosunu da açmıştı, saçma sapan bir şarkı çalıyordu, hayatı boyunca bu kadar çaresiz hissetmemişti kendini, gerçekten korkuyordu. Dik dik baktı adama,


    - Burası gayet iyi, lütfen şu radyoyu da kapatır mısınız, zaten az kaldı.


    - Yok daha bir kırk dakikamız var merak etme sen, o saçma gülümsemesi adeta yapışmıştı suratına.

 

    - Yakınlarım karşılayacaktı beni, merak edecekler şimdi, uzadı yol galiba.


        Adamın hadsiz davranışlarını anlamazlıktan geliyordu ki daha fazla cesaret bulmasın diye. Ama belli ki devam edecekti bu sırnaşık haline. Sustu, başını cama çevirdi, sonsuz yıldızların merakla izlediği çayırlara bakmaya çalıştı, yıldızlar merak ediyorlardı, yaklaşan tehlikeyi görmüşlerdi belki, o çayırlarda kıza yardım edecek biri var mı diye bakıyorlardı.


        Çantasında, adam daha ileri giderse işine yarayacak bir şey bulmak umuduyla karıştırdı, durdu ama nafile bir törpü bile yoktu. Eğer bu badireyi atlatabilirse biber gazı almadan bir daha böyle bir yolculuk yapmayacağına kendi kendine söz verdi.


        Birden araba durdu. Dağın doruklarından çığ düşmeye başladı, o korkunç uğultusunu duyuyordu, nereye kaçacaktı, iri bir adamdı, kendisi kısa, küçücük. Başını kaldırdı,


    - Niye durduk dedi,


        Adam koltuğundan kalkmış, minibüsün içinde kendisine doğru geliyordu sırıtarak, dışarıda aptal bir karanlık.


    - Ne yapmaya çalışıyorsunuz siz, açın kapıyı, ineceğim ben,


    - İnsen nereye gideceksin burada kimse yok.


        Hiç bayılmak huyu yoktu, kendini cesur zannederdi ve her şeyin iyi kötü bir çözümü bulunur diye düşünürdü o ana kadar. Vücudundaki bütün kanı bir anda donmuştu, adamın kendisine uzanan elini görmemek için gözlerini kapatmıştı ki, arabanın dışından iki el silah sesi duydu. Hayal ettiğini düşündü, delice korkusunun yarattığı bir ilüzyon. Ama hayır minibüsün iki camı tuzla buz olmuştu.


        Şoförde idi korkma sırası, kırılan camlara hayretle bakarken, dışardan biri,


    - Aç çabuk kapıyı namussuz yoksa geberteceğim seni, diye bağırıyordu.


        Şoför önce duraladı ama bağıranın ciddiyetini anlayınca minibüsün önüne dönüp, kapıyı açtı. İçeri giren adam elindeki silahın kabzası ile sert bir şekilde suratına vurdu şoförün, adam sersemlemişti. 


        Ve evet yanlış görmüyordu, oydu, kısa boylu, sert, beyaz arabalı, kasabadaki adam kendisine bakıyordu. Öfkeden yüzü fırtınayı yaşamış buğday başakları gibi dağılmıştı.


    - Hadi, dedi in, gidiyoruz.


        O kadar sevinmişti ki bu mucizeye, bir şey sormadı, kalktı, farkında değildi gözlerinden akan yaşların, paketlerini unutmuştu, döndü, 


    - Ben alırım sen aşağıda arabaya geç,


        İndi, serin bir rüzgar çarptı yüzüne yeniden doğuşu müjdeler gibi, minibüsün hemen arkasında duran beyaz  arabanın ön koltuğuna yerleşti, az sonra, güvenle kasabaya doğru yol alıyorlardı. Arabanın içinde ışıklar yanmıyordu, dışarısı ıssızdı ve yanında onu bir cehennemden kurtarmış adam, onu yoracak tek bir soru bile sormadan yola bakıyor ve araba hızla yol alıyordu.




 ZERRİN TİMUROĞLU

 2022



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...