30 Mart 2022 Çarşamba

Ya Kırılırsa Testi

        Neden dağa tırmanırdı bazı insanlar, neden hayatlarını tehlikeye atarak yaparlardı bunu. Yeryüzüne en yüksekten bakmak olamazdı nedeni çünkü çok yüksekten manzara o kadar da net görülemezdi. Dağcılık sporuna gönül verenlerin bence başka bir derdi olmalıydı. Herkesin görmediği yerleri ilk olarak görmek ya da yüreklerindeki bütün dertleri zirvelerde gömmek, kaybetmek.

        Duyguları yenmek, yenilgilerden kurtulmak imkansızdı oysa. Dağın doruğunda, yerin binlerce metre altında ya da uzay boşluğunda yaşama yetenekleri vardı dertlerin, belki de mantarlar gibi, oluştuktan sonra onlardan kurtulmak, sıfırlamak neredeyse imkansızdı.


        Her zaman çok sevmişti dağları ama dağcılık diye bir spordan haberi bile yoktu, çok sonra büyüyünce öğrendi. Zaten haberi olsa ne olacaktı ki ailesi dışı altın, içi teneke bir yumurta gibiydi, herkes yalancı, herkes bencil, herkes çıkarcıydı. Nerede bir yüksek ağaç görse, nerede yüksek bir tepe, içten içe gülümserdi. O ağacın da, o tepenin de sakladığı mutluluk sırları olduğuna inanırdı. Kendisine kalsa hemen tırmanırdı hem ağaca, hem tepeye, yapamazdı. Erdemi aslında bilmeyen anne, babası da diğer büyükler de asla izin vermezlerdi buna. Heidi, üzüntüden nefesinin kesildiği zamanlarda, küçük, küçük sevinç bombaları atardı yüreğinin içine, kurumuş, gövdesinin büyük bölümünü kaybetmiş bir meşe ağacının, kabukları arasında büyümeye çalışan bir dağ çileği çoştururdu yüreğini. Sanki dağa çıkmış, sanki en yüksek ağacın, en yüksek dalına tırmanmış olurdu, günü kurtarırdı yani.


        Güçlü müydü, yoksa hayatını devam ettirebilecek kadarını yapmaya çalışan ve  gerçek bir mücadeleden her zaman kaçmış bir korkak mıydı. Yakında dağılacak gövdesinde hala sevinçle ağaç çileği yetiştirmeye çalışan ve bununla övünen, meşe ağacından bile daha mı korkaktı. İnsanlardan kaçmak isteği, işini yapıp onlardan hemen ayrılmak ve hiç beraber olmamayı dilemesi, aslında çocukluğunun ve gençliğinin amansız hayal kırıklığının şovları mıydı.


        Hayır o kadar da cesaretsiz olduğunu kabul etmiyordu, en güzel gençlik yıllarını, yüzünde onlarca sivilceyle, yara, bere içinde geçirmişti, o halde üniversiteyi bitirmişti, hep çalışmıştı. Başka bir genç için büyük bir yenilgiye yol açacak böyle bir şey onu fazla etkilememişti. Gerçi bu konuda korkunç iç çatışmalarıyla, anlamsız akrabalarıyla, onu cehennemde yaşamaya alıştıran ailesine teşekkür borçluydu. Öyle bir evde büyümüştü ki duygularını derin sandıklarda, derin kuyularda saklamıştı. Sonra da hiç bakmamıştı, ilgilenmemişti, hala orda mıydılar bilmiyordu, bakmaya hiç niyeti yoktu.


    - Yazmak en sevdiğin değil mi,


        Başını kaldırdı, esmer, kısa boylu sert görünüşlü kurtarıcısına baktı, 


    - Merhaba, hoşgeldiniz.


    - Hoş buldum, merhaba, diyerek , karşısındaki koltuğa oturdu.


        Bir önceki gün telefonla konuşmuşlar, o akşamdan sonra ilk kez buluşarak, bir yemek yemeye karar vermişlerdi. Beş, altı masa doluydu, deniz ayın yakamozlarına dalgalarını teslim etmiş, hafif, hafif salınıyordu. Çok parlak ışıklar yoktu lokantada o yüzden gökyüzünde, yıldızlar keyfini çıkarıyorlardı fark edilmenin.


    - Evet, yazmak beni için vazgeçilmez bir eylem, su içmek gibi, yürümek gibi.


        İkisi de bir an sustular, denizi seyrettiler sessizce. Brahms çalıyordu lokantada, masalarda sohbet vardı ama dikkat çekmek isteyen yoktu, aralarındaydı sohbetleri, huzurluydu.


    - O kişi yani şoför, içerde değil mi, ifade vermem gerekecek mi,


    - Hayır, kaşları çatıldı, o akşamı hatırlamak öfkelendirmişti onu, hayır o serseri zaten daha önce de yapmış böyle şeyler, başkaları şikayetçi oldu, uzun süre çıkamaz içerden, merak etme sen.


        Tam karşısında otururken, onun gözlerine bakmak, onu dinlemek, varlığını hissetmek o kadar da kötü değildi, hatta  tarafsız bir hiç olma duygusuydu hissettirdiği.


    - Çok iyi olur, nasıl öyle biri, işlek bir hatta şoför olmuş hayret, dedi ama bir an ona bakınca, hemen bu konuyu kapatması gerektiğini anladı, masanın üzerinde, çatalla oynayan parmakları kıvrıldı sertçe. Konuyu değiştirdi,


    - Siz ne iş yapıyorsunuz, diye sordu.


    - Ben iş adamıyım, alım satım, elektrik, elektronik üzerine.


    - Yemeklerimizi söyleyelim mi, dedi,


    - İyi olur, ben de çok acıktım, sizinle buluşacağım diye bir şey yemedim, normalde okuldan çıkınca bir şeyler atıştırırım.


    - Tamam o zaman, garsonu çağırdı işaretle, yemeklerimizi söyledik.


        Ben yemek boyunca ve sonrasında onunla konuşmanın bu kadar kolay, bu kadar zevkli olmasına şaşırdım. Dış görünüşünden hiç anlaşılmıyordu kitaplara bu kadar düşkün biri olabileceği. Öyle derin analizler yaptı ki bazı olaylar, bazı roman kahramanları hakkında hiç sıkılmadım, zaman nasıl geçti anlamadım.


        Akşamın bitiminde evime kadar yürüdük, benim fikrimdi, onun arabası bizi uzaktan takip etti. Sessiz yürüyorduk, düşünüyordum bu bir başlangıç olur muydu. Ben o çok derinlerde sakladığım, sandıklarda kaybettiğim duygularla tekrar buluşmaya cesaret edebilir miydim.


    - Sen cesur bir kadınsın bence her şeyin üstesinden geleceksin, ben yardım edeceğim.


        Büyük bir şaşkınlıkla döndüm ona, aklımı mı okudu, nasıl. O önüne bakıyordu, evimin önüne gelmiştik.


    - İyi geceler, dedi güzeldi buluşmak,


    - İyi geceler dedim, hoşçakalın, döndüm eve doğru yürüdüm.


          Bir su kovası vardı elimde,


               Bir dolu testi,

             

                    Sanki kollarımda güç yok gibiydi,


                        Ya dökülürse kova,

                         

                            Ya kırılırsa testi.




ZERRİN TİMUROĞLU

2022


   



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...