2 Nisan 2022 Cumartesi

Stanley ve İris

        Kendimizi bir okyanus gibi düşünebiliriz, fırtına çıktığında oluşan kocaman dalgalar, fırtına diner dinmez hemen sakinleşebilir mi, elbette hayır. Yavaş, yavaş, suların öfkesi midir dalgalar, sevinci midir, bilemeyiz. Her yorum bildiklerimizle, hayal edebildiklerimizle sınırlıdır. Zevkler ve renkler tartışılmaz dediğimiz biraz da budur.

        Küçük bir sinema salonunda, orta sıralarda, yerlerine yerleştiler. Kısa boylu sert görünüşlü, kurtarıcısının önerisi ile, eski filmleri gösteren bu sinemaya gelmişlerdi. Koltuklar, salon küçük olmasına karşın, geniş ve rahattı. İzleyecekleri film, Stanley ve İris. Oyuncular, Robert De Niro ve Jane Fonda. Mısır almamışlardı sadece ellerinde çay ve kahveleri vardı. Sessizce filmin başlamasını beklerken iki kişilik bir bütünlüğü koruduklarını düşündü öğretmen, sıkılmadıklarını, kendilerini herhangi bir şey yapmak zorunda hissetmediklerini, yalnızca birlikte, burda, bu sinema salonunda olmaktan huzur duyduklarını biliyordu.


    - Sen daha önce seyrettin mi filmi diye, sordu,


    - Yok dedi, öğretmen ama sinema tarihine ilişkin bir şeyler okumayı severim bazen, o yüzden biliyorum konuyu. Ve iki büyük, dev oyuncu, çok teşekkür ederim davet ettiğiniz için.


        Döndü, yüzüme hafif bir tebessümle baktı,


    - Ne kadar ‘siz’ dersem, o kadar yabancı kalırız diye düşünüyorsan boşuna yoruyorsun kendini, artık yabancı değiliz, tanışıyoruz, dedi.


        Bir cevap verecektim, tam o sırada ışıklar söndü ve film başladı. Stanley, bir fabrikada çalışan, iki, çocuklu, dul bir kadınla tanışır. Kendisi de çalıştığı küçük iş yerinde aslında başarılıdır.  Dışarıdan hiç belli olmasa da bu sıra dışı insanlar birbirlerini tanıdıkları andan itibaren birbirlerine doğru itilirler sanki.


        Gururlu, zeki ki icat ettiği şey yüzünden ileride hayatının seyrini güzele, iyiye döndürecek olan adam, Stanley, farkında olmadan, iki çocuklu Iris'e aşık olur. Öylesine temkinli, öylesine yavaş, öylesine haklı gerekçelerle gelişen bir aşk olur ki bu, izlerken, demek böyle sevdalar yaşanabilirmiş dedirtir insana.


        İris, kocasını iki yıl önce kaybetmiştir. O günden sonra çocuklarıyla birlikte bir yaşam savaşının içine girmiş, kimseyle görüşmemiştir. Yetişkin bir kızı ve oğlu vardır. Stanley’ tanıştıktan bir süre sonra, istemeyerek, Stanley’in okuma, yazmayı bilmediğini onun işvereninin duymasına neden olur, ve işinden kovulur adam.


        Belki de bu hata kaderin onları bir araya getirmesinin bir yoludur. İris hatasını giderebilmek için akşamları Stanley’ e okuma yazma öğretmeye başlar ve git gide birbirlerini daha iyi tanımaya başlarlar, ve gitgide güçlü, saygın, temkinli bir aşk başlar aralarında.


        Işıklar yandı, ara başlamıştı,


    - Nasıl buldun,


    - Çok güzel.


        Bir filmi beraber izlemek tamam ama üzerine konuşmak hele de bir aşk filmi ise bu gereksiz geldi ona, döndü, sert gözleri ile ona bakıyordu, cevabın devamını bekliyordu belli,


    - Bu kadar mı, dedi.


    - Evet, dedi öğretmen, şimdilik bu kadar. Biliyorsunuz hala siz diyorum, bu filmi sizinle konuşacak kadar tanımıyorum sizi, kızmazsanız.


        Gözlerinde, içindeki hayal kırıklığının dumanlarını dağıttı hemen, bir bıkkınlık hissetti sanki.


    - Sence İris ne kadar dayanabilecek, ne kadar kaçabilecek duygularından.


    - Bilmiyorum, seyredince anlayacağız, ilginç bir kadın hele yabancı bir kültür için sıra dışı.


        Bir şey demedi, ara için çıkanlar geri dönüyorlardı. Film tekrar başladığında, aralarında başlangıçta var olduğunu hissettiği, iki kişilik bütünlük biraz sarsılmış, bozulmuştu galiba.


        Stanley, okuma, yazma öğrendikten sonra, icat ettiği şeyle çok zengin olur, o arada başka bir büyük şehre yerleşir. Onun gitmesi, İris’in onu özlediğini anlamasını sağlar.


        Jane Fonda ve tabii ki Robert De Niro, onları bu filmde sadece Stanley ve İris olarak hatırlarsınız, bu muhteşem ikili bizi bu iki güzel insanın hikayesine kilitlemişti. Sinemadan çıkıp, arabaya doğru yürürken, sadakat, erdem, fedakarlık, vazgeçmeme ile örülmüş bu güzel aşk hikayesi gönlümüzdeydi.


    - Merhaba, uzaktan biri el sallıyordu, uzun boylu, ince yapılı bir genç adam, öğretmene doğru hem yürüyor hem de gülümsüyordu,


    Öğretmen döndü, görünce o da el salladı. Genç adam yaklaştı, tokalaştılar öğretmenle,


    - Nasılsın, bilseydim beraber gelirdik, dedi.

  

        Öğretmen onları tanıştırdı, okuldan meslektaşı olan genç bozulmuştu sanki biraz, yalnız zannetmişti galiba onu.


    - Tamam o zaman yarın görüşürüz deyip gitti.


        Onlar da arabaya bindiler, zaten fazla uzak değildi ev. Her daim söyleyecek bir sözü olan kurtarıcısı sessizdi. Eve gelince arabadan indi, onun inmesini bekledi,


    - İyi geceler dedi.


        Şaşkındı öğretmen, dondurucunun içinde kapalı kalmıştı sanki, anlam veremedi ama bir şey sormadı, niye soracaktı ki ne hakla.


        O eve girdikten sonra arabanın uzaklaştığını duydu. 


        Doğduğumuzdan itibaren başlar hikayemiz, yazılır, çizilir kaderimiz ya da önceden bellidir. Öğrendiklerimizden daha çok bize öğretilenlerle hareket ederiz, uzun zaman alır özgür olmanın önemini kavramak. Bir çok yanlışlar yaparız ve belki de vaktimiz kalmaz hayatımızı yönetmeye artık.


        Kırabilsek, kırabilsek üzerimizde bir kabuk gibi birikip, taşlaşmış kederlerimizi, kurtarabilsek mutluluğumuzu, güneşi sokarak içine, yüreğimizin.




ZERRİN TİMUROĞLU

2022


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...