4 Nisan 2022 Pazartesi

Yalnızlığın Hüznü Mü

        Hayatta bize dayatılan, istemediğimiz halde yaşamamız için bizi mecbur bırakan her şeyle baş etmek, savaşmak, yenmek zordur, hem de çok zordur. İnsan gençken genelinde her şeyi başarabileceğine inanır, ölümü küçümser, başka insanları küçümser.

        Çünkü büyümektedir tıpkı bir fidan gibi. Topraktan ucunu gösterdiği andan itibaren mücadelesi başlar. Şanslı bir bitki ise bakımlı, korunaklı bir bahçede veya ormanda büyür.Değilse ayakların altında ezilebilir, rüzgar köklerinden sökebilir, sele kapılıp bir ot parçası gibi kaybolup gidebilir.


        İnsanlar gençken inandıkları ne ise, ölümünedir bağlılıkları, hiç korkmazlar. Sevdaları da, idealleri de başlarından hiç çıkarmadıkları taçlarıdır. Bu yüzden bütün devrimlerin ön saflarında, bütün değişimlerin büyük kayıplarında en başta gençler vardır.


        Birini sevmeye başladığınız da hep onu düşünürsünüz daha doğrusu onu düşünmeyi, zamanla paylaşırsınız. Hayallerinizde hikayeler yazarsınız, yalanlar uydurursunuz, belki inanmaya ihtiyacınız vardır belki kandırılmaya, belki unutmaya, kim bilir. Kendinizi kandırmak kaleminizin gücüdür ama beyninizin küçücük bir köşesinde, bir gün çarpıp tuz, buz olacağınız gerçek kayasının varlığını hep hissedersiniz.


        Gerçek hayatta aşkı hiç yaşamamış olanlar, hayallerinin fısıltılarında kaybolmayı severler, gayet insani bir şeydir bu. Aşkı hiç yaşamamış olanlar, ya çirkinlerdir, ya aileleri tutucudur,bya hastadırlar ya da duygusuz. Tıpkı önünde tuvali, elinde fırçası olup, hayalindeki resmi yapmak için hiç ama hiç boyası olmayan biri gibi.


        Cehaletin cümleleri kısa, vurucu ve kendinden emindir. Kültür bizi temkinli davranmaya mecbur kılar, söyleyeceğimiz sözlerin, kafamızdaki analizi bitip, cümleye dönüştüğün de, cehalet çoktan iki cümlesini söylemiş ve sizi yenmiştir.


        Bir arkadaşımın anlattıklarını düşünürüm hep bu anlarda, ailesi köyde yaşayan biriyle evlenmişti ve hayatında bir köye, bir günden daha fazla kalabilmek için ve üstelik gelin olarak ilk kez gidiyordu. İyi bir mesleği vardı, başarılıydı. Köydeki insanları kırmamak için elinden geleni yapmıştı kaldıkları  sürede ama geri geldiğinde kendi yüreği paramparça olmuştu. Köydeki kadınlar çirkin bulmuşlardı onu, hatta beyleri de ve açık, açık söylemişlerdi. İlk önce şaka sanmıştı ama müthiş özgüvenlerine, o küçücük köyde yaratıp, büyüttükleri felsefelerine şaşkınlıkla tanık olmuştu. Kimse küçümseyemezdi onları, kendilerini ödünsüz beğeniyorlardı. Söyleyeceğiniz her şey ağzınızdan çıkar çıkmaz nefessiz kalıyordu.


        Köye bu seyahat o kadar sarsıcı olmuştu ki arkadaşım için, dünya görüşü değişmişti. Biz niye bu insanlar daha iyi yaşasın diye yıllarca çırpınıp durmuşuz zaten onlar her şeyin en iyisini biliyorlarmış diye düşünmeye başlamıştı. Bu insanların dikkate alacağı insanlar belliydi, asla değişmeyecekti, yazılmamış kuralları, nerede, nasıl, kim oldukları bilinmeyen gizli yönetenleri vardı. Aslında mutluydular ve başka insanları kırmaktan hiç rahatsız olmuyorlardı.


        Öğretmenler odasında kimse yoktu, nöbetçiydi ve iki dersi boştu. Öğrenciler sınıflarına girip, ders başlayınca oda boşalmıştı, bir çay alıp, pencereye yakın masalardan birine yerleşmiş, kaleme, kağıda sarılmıştı hep yaptığı gibi. Öyle dalmıştı ki odanın kapısının açıldığının, içeriye birilerinin girdiğinin farkına varmadı hemen. Sonra sesleri duyunca dönüp, baktı şaşırdı, sert görünümlü kurtarıcısı, yanında çok güzel, genç bir sarışın, şık giyinmiş  bir bayanla masalardan birine yerleşmek üzereydi. Ona selam vermemiş, seslenmemiş, oturduğu tarafa hiç bakmamıştı. Zaten sinemaya gittikleri akşamdan beri hiç aramamıştı, sormamıştı. Onun bu ilgisizliği karşısında kendisi de hemen önüne döndü. İçinde bir şey acımıştı ama ne olduğunu anlamadan, birden bire yapayalnız hissetti kendini sanki fırtına çıkmıştı da sığınacak tek bir yer bulamamış gibi, bir dağ başında, kurt seslerini dinleyerek, karanlıkta, bir ağaç dibine sığınmış gibi, neden böyle hissetmişti birden, neden.


        Neşeli, neşeli konuşuyorlardı, gerçekten çok hoş bir genç kadındı yanındaki kadın. Sesinde hafif bir heyecan hissediliyordu, adama bir şeyler anlatırken, sıcacık duyguların kayıklarına bindiriyordu sözcükleri.


        Dinlediklerinden anladığı kadar doktordu kadın ve okulda bir seminer vermek için gelmişti, sağlık konusunda, öğrencilere anlatacakları vardı, gününü saptamaya çalışıyorlardı. Müdür beyle görüşmüşler, bir öğretmeni beklemeye gelmişlerdi öğretmenler odasına.


        Kalkmak istedi, önündeki kağıtları topladı, kalemini önlüğünün cebine koydu, kapıya yöneldi.Kapıyı açıp, arkasından kapatana kadar ona sesleneceğini düşündü, oysa ne baktı, ne seslendi. Kantine inmeye karar verdi, hem boş dersleri olan öğrencileri kontrol etmiş  hem şaşkınlığını gizlemiş olurdu.


        Merdivenlerden inerken, arkasındaki ayak sesine dönüp, baktı, neredeyse çarpışıyorlardı, burnunun dibindeydi,


    - Merhaba, hayrola, üzülecek bir şey yok, merak etme, dedi.


        Merdivende öylece durmuşlardı, gayet ciddiydi, yineledi,


    - Benim için özel biri değil dedi yeniden, senden daha güzel ama senden kıymetli değil, dedi ve arkasını dönüp gitti.


        Bahar gelir mi hemen, yani biz isteyince. Çiçek açar mı mevsimsiz yani biz üzülünce, fırtına diner mi, nasıl olur ki dağın başından, yalnızlığın dondurucu soğuğundan, hemen sıcacık bir yere varılabilir mi.



ZERRİN TİMUROĞLU

2022


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...