Gezi otobüsünü doldurmuşlardı hanımlar. Bir konferansa gidiyorduk, aynı dünya görüşünü paylaştığımızı düşünen kadınlardık, daha doğrusu ben öyle sanıyordum. Dünya görüşünün tam tanımını yapamamıştım beynimde, ilerleyen saatlerde anlamıştım bunu.
Neydi o ana kadar inandığım dünya görüşü, adil, üreten ve adil paylaşan, doğaya saygılı, hoşgörülü ve iyilikten yana olmaktı.
Otobüsün ortalarına doğru, pencere kenarında oturuyordum. Hepsini bir, iki kez yine böyle toplantılarda görmüştüm, yani bireysel tanışıklığım yoktu kimseyle, zaten böyle bir vaktim ve olanağım da yoktu.
Çoğunun zengin eşleri ve zengin semtlerde, güzel evlerde oturma ayrıcalıkları vardı, giyimlerinden, arabalarından, birbirleriyle sohbetlerinden belliydi bu. Kendi kendime, bu yaşamlarıyla, idealleri arasında büyük çelişkileri olan insanlarla ne işim var dediğim oluyordu çoğu zaman.
İhanete uğramıştım, maddi olarak büyük zorlukların içindeydim ve sürekli iş bulup, çalışıyordum. Bir toplum, kadınları aydınlanınca aydınlanır, başka türlüsü asla mümkün değildir bence. Bütün iftiralar, kötülükler topluma önce kadınlar tarafından yayılır.
Hiçbir bilgileri yoktur bazı konularda ama fikirlerini kraliçe hükmünde söylerler, acımasızdırlar ve daima, bir toplulukta en güçlü olanın hoşuna gitmeye çalışırlar. Sadece kadınlar değil tabi erkeklerin de büyük bölümü böyledir ama onlar kendilerini hemen açığa vurmazlar, daha temkinlidirler ve zamanları daha azdır.
Kahkahalar, fıkralar uçuşuyordu otobüsün içinde, yaşı ilerlemiş bir kadının yeniden evlenme olasılığından, gelinliklerden ve daha bir sürü saçmalıklardan bahsediyorlardı, tanıyordum o kadını.
Aynı dünya görüşü saçmalığını o otobüste, o kadınları dinlerken terk ettim. Büyük sözler söyleyen, son derece şık giyinmiş o kadınların bir başka kadının arkasından bu kadar ağır konuşup, alay etmeleri yüreğindeki bütün bütünleşme duygusunu paramparça etmişti.
Neyi savunduklarını, nasıl savunacaklarını, bunun ne kadar önemli olduğunu bile kavrayamamış, bu saçma insanlarla yol arkadaşı olmaktan o anlarda tamamiyle vazgeçtim. Sanırım işin içinde kıskançlık da vardı, evlenmek üzere olan erkeğin eski eşi belki nişanlısı, sözlüsü. Bir kişinin kışkırtması hepsinin yüzünde silinmez kızıllıklar bırakıyordu ama umurlarında değildi.
Sınıfları konferans salonuna indirmişlerdi, doktor hanım “bağımlılıklarla" ilgili bilgi verecekti çocuklara. Sert bakışlı kurtarıcısı da oradaydı. Merdiven başındaki beyanından sonra iki gün geçmiş, yine ne telefon etmiş ne karşısına çıkmıştı bir daha. O yüzden ondan olabildiğince uzağa bir yere oturdu. Ön sırada, doktor hanımla samimi, burun, buruna bir sohbet içindeydiler.
- Merhaba
Döndü, sinema çıkışı karşılaştığı, uzun boylu öğretmen arkadaşı yanındaki koltuğa oturuyordu,
- Merhaba.
- Çok sürer mi acaba, sınav yapacaktım çocukları.
- Bilmiyorum ama bugün yapmanız zor gibi, erteleyin siz gene de.
- Öyle galiba, dedi.
Aynı sınıflara, farklı derslere giriyorlardı, çok iyi bir arkadaştı, konuşacakları bir sürü şey oluyordu genelinde öğrencilerle ilgili. Salonun uğultusu kesildi bir anda, onlar da derin sohbetlerinden başlarını sahneye, kürsüye çevirdiler. Sağa, sahneye bakarken istemsiz bir şekilde sert adamla göz göze geldi birden, içi ürperdi, o kadar öfkeli bakıyordu ki kendisine şaşırdı, varlığından habersiz görünüyordu günlerdir. Hayretle baktı ona tekrar ama önüne döndü, başını kaldırıp, doktoru dinlemeye başladı.
- Niye kızmış ki acaba diye düşünerek o da anlatılanları dinlemeye başladı. Şaşırmıştı, Allah Allah derdi ne acaba benimle, görüşmüyoruz bile, ne yaptım acaba bilmeden.
Konferans bitti, çocuklar yavaş, yavaş salonu boşalttılar. Doktor hanım, sert adam, müdür ve yardımcıları sohbet ederek çocukların arkasından yavaş, yavaş çıkıyorlardı. Yanındaki arkadaşı ile kendisi de hemen arkalarından çıktılar dışarıya.
Dersler bitmişti, çantasını, ceketini yanına almıştı o yüzden doğrudan bahçeye yöneldi. Öğretmen arkadaşı çarşıya kadar arabayla bırakabileceğini söylemişti, yolu üzerindeydi o da kabul etmişti. Hem biraz alışveriş yapacak hem de deniz kıyısında yürüyüş yapacaktı. Tam arkadaşının arabasına binerken hemen önlerindeki arabanın şoför tarafının kapısını açan ve diğer taraftan doktorun binmesini bekleyen onu gördü.
Gök gürültülerini susturan belki, yıldırımları gizleyen, belki güneşi sönük bırakacak bir öfkeyle baktı kendisine, bir şey yapmasını bekler gibiydi hem de hemen ama ne, anlamıyordu.
Bindiler arabaya, çarşıda indi, alışverişini yaptı ve eve kadar yürümek istedi, çok güzel bir yaz akşamıydı. Denizin kokusunu taşıyan martılar, kanatlarındaki bütün denizi döktüler üstüne, ağaçlar hışır, hışırdı, şarkıları güzel sevgiler üzerineydi.
Yakında okullar tatil olacaktı ve herkes memleketine gidecekti. Telefonu çalıyordu, cebindeydi telefonu, çıkardı, baktı, o arıyordu,
- Bir daha bunu bana yapma lütfen, beni böyle sınama dedi, kapattı, sesi titriyordu sanki,
- Ne yapmayayım, bile diyemedim, şaşkınlıkla baka kaldım telefona.
Bugün de apansız gece olacaktır,
Bir ışık dolaşacak yanında sakat, sıska atın,
Bu ümitsiz tabiatın, ağaçsız boşluğuna,
bir anda yıldızlar dolacaktır.
ZERRİN TİMUROĞLU
2022
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder