8 Nisan 2022 Cuma

Elinizi Tutan Varsa

    - Aklından ne geçiyor, hüzün bir nehir, sen de o nehirde yüzen bir alabalık gibisin, ne oldu kelimeleri mi unuttun, dilini mi yuttun, sanki gökten binlerce taş yağmış ve sen altında kalmışsın, nedir.

        Bir yandan araba kullanırken, bir yandan endişeli gözlerle yanında oturan öğretmeni soru yağmuruna tutuyordu. Öğretmen okuldan çıkar çıkmaz, kapıda karşılaşmışlardı, epey bir zaman olduğu gibi kendisini görmezlikten geleceğini düşünüyordu, bu yüzden hızla, yüzüne bakmadan, selam vermeden, kapıdan uzaklaşmış, bahçe kapısına yönelmişti.


        Arkasından seslendiğini duydu ama dönüp bakmadı,


    - Bir dakika, bekler misin.


        Öğretmen o anda bir dakika değil, bir saniye bile okul sınırları içinde kalmak istemiyordu, bu para kazanma mecburiyetinden, bu yetkili ama hadsiz yöneticilerden o kadar sıkılmıştı ki, o kadar kızgın ve o kadar çaresizdi ki uzaklara gitmeliydi şimdi, okulu unutmalıydı.


        Koluna birinin hafifçe dokunduğunu hissettiğinde korkuyla irkildi, döndü, oydu, sert adam,


    - Gel, dedi, arabasını işaret ediyordu ve hiç itiraz kabul edecek gibi görünmüyordu.


        İtiraz edecek, laf yetiştirecek hali yoktu, robot gibi onun dediğini yaptı ve arabaya doğru yürüdü, bindi. O da binip, arabayı çalıştırdı, birkaç dakika sonra, caddede gidiyorlardı, ve o sorularını sürdürüyordu,


    - Ne oldu, anlat artık.


        Öğretmen başını sola çevirip onun yüzüne baktı, kırmızı ışıkta durmuşlardı, gözlerindeki merak ve endişeyi gördü, tekrar önüne döndü. Sanki bütün duyguları azgın sularda boğulmuş gibiydiler, hissettiği kızgınlıktı ki niyesini bile hatırlamak istemiyordu, sadece saatlerce, hiç konuşmadan oturmak, bir şeylere bakmak, herhangi bir şey için endişelenmemek, acıkmamak, susamamak, sevinmemek, çalışmamak istiyordu belki de yaşamamak.


        Araba, trafiği daha az olan bir caddede ilerliyordu, o da soru sormayı bırakmıştı, kaşlarını çatmış, direksiyonu haddinden fazla kavramıştı. Öğretmen,


    - Siz niye geldiniz ki peşimden, kaç zamandır varlığımdan habersiz görünüyordunuz dedi, bu kadar uzun bir cümleyi nasıl kurduğuna kendisi de şaşırmıştı.


    - Varlığından habersiz miydim, sağ eli ile direksiyona vurdu bir kaç kere, sen nasıl sayısal bir dersin öğretmeni oldun anlamıyorum, zekisin belli ama özellikle aptal görünmek istemiyorsan eğer böyle bir soruyu niye soruyorsun, çok anlamsız.


        O konuşurken aklından sevdiği mısralar geçiyordu, hep yaptığı gibi hayata tutunması için ipek iplikler döşeyerek,


     İlk önce yağmurla

      sonra birdenbire açan güneşle başlamıştı sabah.

      Henüz ıslaktı asfaltın solundaki tarla.

     Topraktan nefret duyarak

      halbuki köylüydü bir çoğu,

     Traşlı ve korkak

         çapalıyorlardı patatesleri.


   Suluboya, solgun resimleri hatırlatıyordu insana 

           köy kilisesinden gelen çan sesleri.


    - Ne oldu, arkadaşınız nerde, yok mu, okulda mı kaldı.


        Sanki o sert yüzünden bir memnuniyet gölgesi geçer gibi olmuştu, hoşuna gitmişti bu soru,


    - Arkadaşım mı, kim ki o.


        Şimdi bayağı gülümsüyordu. Niye hoşuna gitmişti bu soru anlamadı ama tekrar sormadı, cevap vermedi. O da üstelemedi. Yine huzurlu bir sessizliği paylaşıyorlardı, tuhaftı. Bir süre sonra arabayı bir kafenin önünde durdurdu, şehre uzak bir yerdi burası, sessiz, sakin, indiler, dışarda, bir masaya oturdular, kendisi türk kahvesi istedi ona da limonlu çay. Hava serindi, akşama doğru yol alan zaman her zamanki renklerin peşinde koşturuyordu.


        İnsan olarak en inanılmaz özelliğimiz paylaşmaktı belki de, çayını içip, sakinleşince anlattı okulda yaşadığını. Bir tarih öğretmeni, kendisi bir sınıfta tam sınav kağıtlarını dağıtmıştı, sınava başlamışlardı ki, kapıyı açıp içeri girmiş, sınavı iptal etmesini, kendisinin şu anda bütün sınıfları ortak sınav yaptığını söylemişti. Oysa ki kendisine daha önceden haber vermesi gerekirdi, sınavı erteleyemeyeceğini söyleyince de, saygısızlık yapıp çıkmıştı sınıftan. Müdürün yakın arkadaşıydı ve teneffüste bu sebepten müdürden azar işitmişti, büyük haksızlıktı.


        Gözlerinin içine bakarak, ilgiyle dinlemişti anlattıklarını, bir şey söylemedi ki bu iyi gelmişti çünkü şu an başka bir görüş dinleyecek durumda değildi.


    - Yarın akşam seni eve yemeğe götürmek için geleceğim, ablamla tanışacaksın, seni merak ediyor dedi.


        Ona bakarken ister, istemez güldü,


        Nasıl, benim anlattıklarımdan çıkardığınız sonuç bu mu, ablanızla tanışmam gerektiği mi.


        Bir şey demedi, kalktık,


    - Bana sordunuz mu yani ablanızla tanışmak ister miyim diye.


    - İstemelisin, çok iyi bir insandır.


        Eve girildiğinde okulda yaşadıkları yine hatırına gelmişti, nasıl bir öğretmen bu kadar saygısız, bu kadar anlayışsız olabilirdi, eğer ortak sınavı daha önceden kendisine söyleseydi, elbette yapardı, mecburdu zaten, ama hiç haber vermeden bu şekilde dayatması ve hakaret etmesi çok üzmüştü kendisini gerçekten.


        Yaşamak fonksiyonel bir durumdur, milyarlarca değişkenle boğuşmak, çözebildiğinizi çözmek, çözemediklerinizi ertelemek ve durmadan alternatif üretmek zorundasınızdır. Lunaparklardaki hızlı trenler gibi  bazen şaha kalkarak, bazen yerle bir olarak ama her iki durumda da yanınızda elinizi tutacak biri varsa her şey daha kolaydır.



ZERRİN TİMUROĞLU

2022


 

           

      


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...