9 Nisan 2022 Cumartesi

Büyümek

        Bir hikaye anlatmaya başladığımda aklımdan hep şu geçer, acaba okuyucular gerçek olduğuna  inanırlar mı, en azından gerçek dışı, olmaz böyle bir şey, derler mi. Sanki, gerçekle, gerçek olmayan arasındaki farkı çok biliyormuşuz gibi. Bize düşünmemiz için verilmiş beynimiz, bizim emrimizde mi yoksa kapasitesi belli bir havuzun içinde dolanıp duran balıklar mıyız, hangisi. Havuzdan dışarı çıkıp, etrafa bakamıyorsak neyin gerçekliğini tartışıyor olabiliriz ki.

        İyi bir üniversiteden mezun olmuştu binbir zorlukla, mühendisti artık, gizli, gizli gurur duyuyordu daha iş aramaya başlamamıştı. Duyduğu gurur büyük bir hayal kırıklığına dönüştüğünde belki on işe başvurmuş ve olumsuz cevap almıştı. Çalışmak zorundaydı, ablasının iyi bir kolejde tanıdığı vardı, geçici olarak sekreter olarak okulda işe başladı.


        O işe başlayana dek mühendis olması gerçeği hep yüreğinin kaptan köşkünde salınıyordu, burnunu, çektiği bütün sıkıntılara rağmen gururla kaldırmaya devam ediyordu. Ama işe başladıktan bir hafta sonra, bir özel okulda sekreter olarak çalışmanın nasıl bir diferansiyel denkleme karşılık geldiğini anlamıştı. Mühendis olmanız filan ilgilendirmiyordu ne öğretmenleri ne öğrencileri ne velileri. İngiliz Kraliyet ailesi ile yaşamak ne demek anlamıştım ama bırakamazdım işi. Ablam okutmuştu beni üniversitede ve o da yıllardır sevmediği bir işte çalışıyordu. 


        Ve tabi ben her zaman olduğu gibi yazılarıma gömüldüm, iş yerinde fırsat bulduğum çok ender anlarda, bir parkta, evde, her yerde durmadan yazıyordum. Artık basılmasını da istiyordum, aileden dolayı uzaktan tanıdığım ismi duyulmuş iyi bir yazar vardı, bir gün onu aradım ve dediği adrese gittim, öykülerimle beraber.


        İyi bir okuldan, mühendis olarak mezun olmuş olmamın gururu neredeyse yok olmuştu, o yüzden yazdığım öykülerin beni gururlandıracağına olan inancımı abartmıştım. Böyleydim ben küçüklüğüm de, gençliğim de, içimde, ne yaşarsam yaşayayım kurumayan gizli bir pınar akardı usul usul, direncimi güçlendirirdi, yenilerdi beni.


        Kapıyı çaldım, girdim yazarın yanına, büyük bir masada bir sürü kitabın, derginin arasında kaybolmuştu, haftalık bir edebiyat dergisi çıkarıyorlardı, onun çalışmaları vardı. Masanın önündeki koltuğa işaret etti, oturmamı istedi. Oturdum ve elimdeki öykülerimle dolu dosyayı, masanın üzerinden ona uzattım.


        Bir çok tanınmış yazarı eve geldiklerinde görmüştüm, bir tek ona güvenmiş, saygı duymuştum. Öykü dosyasını açtı ve elinde bir kırmızı kalemle, hızlı, hızlı okuyup bazı yerleri çizmeye başladı. Ben sessizce, merakla bekliyordum. Kağıtların hışırtısından başka hiçbir ses duyulmuyordu. İki, üç öyküyü okuduktan sonra, eleştirilerini sıraladı, kalanları daha sonra okuyacağını söyledi ama basılması için erken olduğunu belirtti. Sonra bir iki havadan sudan konuştuk ve ben kalktım.


***


        Yazılarını toparladı, hızla çıktı öğretmenler odasından, o ortak sınav olayından beri fazla kalmak istemiyordu odada, çünkü çoğu öğretmen, müdürün de tanıdığı tarihçiyi tutuyor, ters sözler söylüyorlardı uzaktan, uzağa, sinirleniyordu.


        Bir saat sonra dersi bitecekti, zaten okulların kapanmasına çok az bir zaman kaldığı için öğrenciler azalmıştı sınıflarda. bugün nereden gelmişti aklına eskilere ait bu anıları yazmak bilmiyordu. O kadar uzun zaman geçmiş, öyle çok şey yaşanmıştı ki bu anılardan sonra hayatında, neredeyse bir çağ kapanıp, başka bir çağ başlamıştı. Belki de okuldaki sıkıntıları tetiklemişti anılarını, kim bilir. Derse gireceği sınıfa girince, şaşırdı, hiç öğrenci kalmamıştı, çocuklar onikinci sınıftı, üniversite sınavlarına hazırlanmak için öğleden itibaren derslere girmemişlerdi.

 

        Döndü, üzerini değiştirmek için tekrar odaya dönerken, bir öğretmen arkadaşı uzaktan seslendi,


    - Arkadaşım merak etme, sorun yok artık, başka okula tayini çıkmış onun. O dediğinin tarihçi olduğunu anlamıştı, çok şaşırmıştı,

    - Nasıl,

    - Bilmiyoruz, çıkmış işte dedi, arkadaşı ve kendi sınıfına girdi.


        Üstünü değiştirip okul bahçesine çıktığın da güzel bir yaz akşamının hazırlıkları yapılıyordu, serinlemişti hava biraz, birkaç seyyar satıcı, tablalarında ki marulu, salatalığı satmak için bağırıyordu. Okulun hemen yanındaki mezarlıktaki, kavaklar yapraklarına bir şeyler anlatıyorlardı, belki hayatı, belki ölümü, belki hiçliği.


        Telefonuna düşen mesajı okudu otobüse binmeden,


    - Yorgun görünüyorsun, dinlenmelisin.


        Şaşkınlıkla bakındı etrafına, onu göremedi. Bindi otobüse, oturdu bir koltuğu, dudaklarındaki mutlu gülümsemeye engel olamadı, hem bugün için hem geçmişte, basmam dediği öyküyü basarak onu delice sevindiren büyük yazarı hatırladığı için.


        Öyküsünün basıldığı sayıyı, nezaket gösterip postayla göndermişti yazar, o dergiyi eline aldığında ki sevinci şelalelere dönüşmüştü, çağlamıştı, çağlamıştı, ta ki ben büyüyene kadar.



  ZERRİN TİMUROĞLU

  2022 




     




   


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...