Kış sadece bir mevsim değildir, bir hayattır, bir inattır, ölüme karşı koyuştur. Kış başımıza gelebilecek en kötü şeyleri hayal ederken, birdenbire karın yağmasıdır, güneşin doğması, yüzümüzün gülmesidir.
Dağların doruklarından, dağların eteklerine, yani görebileceğimiz en güzel rüyadan uyanıp, düşebileceğimiz en derin uçuruma yuvarlanmaktır, böyle bir şeydir kış, yalnızca bir mevsim değildir.
Okullar tatil olunca ailesinin yanına gitti, ne evden ayrılırken ne otobüse binerken görmedi kısa boylu sert adamı, iki hafta boyunca hiç haber alamadı. Merak etmişti ama kime soracaktı ve ne sıfatla soracaktı. Toplum bir sürü anlamsız, gereksiz kurallarla elini, kolunu bağlıyordu insanın.
Aslında nerede çalıştığını bile bilmiyordu, iş adamı olduğunu söylemişti bir kez ama iş yeri nerededir bilmiyordu. Merak edecek kadar, görmeyince özleyecek kadar ilgi duyuyordu ama onu tanıyacak soruları sormaya çekinmişti.
Memleketine gitmeden iki gün önce, kısa bir işi olduğu için okula uğramıştı. Tam işini halletmiş, arkadaşları ile vedalaşırken, müdür odasının kapısı açılmış ve kısa boylu, sert arkadaşının daha önce yanında gezen, sarışın, güzel doktor dışarı çıkmıştı. Müdür büyük bir saygıyla uğurluyordu kadını.
Doktor başını çevirince kendisini görmüştü, hiç tanıştırılmadıkları halde, onu görünce yüzünde, acı bir şey içmiş gibi sıkıntılı bir ifade oluşmuştu. Kış sadece bir mevsim değildi, kış bir ozan, bir kitap, bir meddahtı, sırasında en gizli şeyleri ortaya döker, anlatırdı.
Müdürden ayrılınca, doktorun kendi tarafına geldiğini gördü, acele etti ve arkadaşlarından ayrılıp, çıkışa yöneldi. Doktor arkasından seslendi,
- Lütfen bir dakika bekler misiniz
Acaba duymamazlığa mı gelsem derken, o sesi bir daha duydu ve kaçmayı kendine yediremedi, arkasına döndü ve soran bakışlarla, doktoru bekledi. Ne diyecekti ki, kadın yaklaşınca, elini uzattı, kendisini tanıttı,
- Kusura bakmayın, ortak arkadaşımızdan bir mesaj vardı size iletmem gereken o yüzden bir iki dakikanızı alacağım dedi.
Artık iyiden iyiye merak ediyordu, bu kadınla kendisine ne mesaj yollamış olabilirdi ki, doktor elindeki dergileri düzeltip, çantasını omzuna astıktan sonra konuşmayı sürdürdü,
-Bu yaz nişanımız var, size haber verememiş, benden rica etti, gelirseniz seviniriz, dedi.
Neden şaşırmıştı bu kadar kadının söylediklerine, niye acımıştı canı anlamadı sanki, ya da bilmek istemiyordu cevabını. Sanki birden güneş kayboldu, kara bulutlarla karardı gökyüzü, sanki az sonra çıkacak bir fırtınanın telaşında, kimsesiz, gariban kaldı yüreği, buza kesti hayalleri. Bu hiç beklemediği bir derin darbe olmuştu, kadının yüzünde, istediğini elde etmiş bir zafer sevinci vardı, kendisinde yarattığı yıkıntıya, intikamını almış biri gibi oh çekiyordu.
Öyle mi dedi, tebriklerimi iletin lütfen, kusura bakmazsanız ben çıkmak zorundayım, hoşça kalın dedi ve yürüdü. Bütün bunları nasıl yapmıştı, duygularını iyice ele vermeden, nasıl uzaklaşabilmişti oradan bilmiyordu.
Hep söylerim, kavak ağaçları kadar rüzgara güzel eşlik eden ağaç yoktur. Kavak ağaçlarının, rüzgarla verdikleri konserler, ellerinde mutluluk ve şans iksiri taşıyan, sayısız hizmetkarın başarısıdır. Deniz kıyısındaki lokantaya gitti kadından ayrılınca, boş gibiydi, denize en yakın masaya oturdu. Büyük bir fark vardı dün baktığı dalgalarla, bugünküler arasında.
Hafif bir salata ısmarladı, içecek bir şey istedi ve öylece aldı,
Kendisine ders veriyordu denizi seyrederken, suyun içindeki her şeyi düşünmeye çalışıyordu, onlar umutlarını denizde kaybetmiş değillerdi sadece artık orada nefes alabiliyorlardı, sakin ol eğer durum buysa, hayatını onunla geçirmeye karar vermişse, sen karadan suya doğru kayacaksın ve yosunların arasına dalıp, balıklarla arkadaş olacaksın, yapacaksın bunu ya da karada kalmaya devam edip her geçen gün kararan umutlarına sahipleneceksin.
Böylece iki gün sonra memleketine giden otobüse binmişti. Otobüs hareket ederken, dünyada bir tek kendisi kalmış gibi, elindeki bütün güzel şeyler çalınmış ve umudu kalmamış gibi yalnız ve hüzünlü hissediyordu kendini.
Mola yerine geldiklerinde hava kararmıştı, inip bir çay içmek, hava almak istedi, biraz yürümek. Otobüsten inince nemli, sıcak bir yaz gecesinin havası vurdu yüzüne. Tuvaletlere yöneldi daha sonra çayını alıp bir masaya oturdu. Artık daha sakindi ama daha az üzgün değildi.
Yan yana dizilmiş iki otobüsün biraz ötesine, siyah bir jip geldi, park etti. Çay güzeldi, belli ki yeni demlenmiş olana denk gelmişlerdi, bitirmek üzereydi. Gözü jipten inene takılmıştı, hayal görüyor olmalıydı, oydu. Kendisini görmesin diye hemen kalktı masadan ve otobüse yöneldi.Yıkıyorlardı otobüsü, binemedi, önünde beklemeye başladı, sağa, sola bakmaya korkuyordu,
- Merhaba, saklanacak yer bulamadın sanırım,
Şaşkınlıkla döndü,
- Merhaba, niye saklanayım, sizin ne işiniz var burada,
- Seni takip ettim, hadi gidiyoruz, dedi.
Gidiyor muyuz, nereye, neden,
- Of ne çok soru sordun, ben götüreceğim seni memleketine, hadi,
İtiraz ederken kendi kendine onun otobüsün hostesini bulduğunu, bagajı açtırıp, valizini çıkarttığını gördü. Aldığı valizi kendi arabasına götürdü ve bagaja koydu sonra nazikçe döndü kendi koluna, parmak uçlarıyla dokunup arabasına yöneltti,
- Nişanlınız kızmasın size sonra dedi,
Kafasını çevirip, gözlerimin içine baktı,
- Sence ben bunu yapabilir miyim, başka birini bu kadar severken biriyle nişanlanabilir miyim, sen ne çabuk kanıyorsun her şeye, seni kıskanmış ve oyuna getirmiş işte.
Mutluluğun gelgitlerinde, tozu dumana katıyor duygularımız bazen, bir kırmızı gül açıyor bahçede, hanımelleri kokuyor dört bir yanda, masmavi gökyüzünde usulca süzülen martılar kutluyor yaşamayı, insanlar öyle mi, her güzel şeyi çakallara atıyorlar sevinçlerinin gölgesinde kalıyor güzellikler.
ZERRİN TİMUROĞLU
2022
-
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder