Bazı filmler biz yaşamaya devam edelim, yaşamayı sevelim, aşka inanalım diye çevrilmiştir. Bu duyguyu bize hissettiren o büyük aktörlere, aktrislere ne kadar teşekkür etsek azdır.
Bu filmler ve bazı kitaplar, gözümüzde sönen hayat ışığının mumlarına sokulurlar sessizce, onları izlerken, seyrederken, biz hiç farkına varmadan yakarlar mumları, birden daha rahat nefes almaya başlarız, birden penceremize konan kuşu, güneşin sırtımızdaki sıcak elini daha çok hissederiz, gözümüzde hafif bir ıslaklık olur, yüzümüzde hafif, kaygısız bir tebessüm.
Sleepless in Seattle, Tom Hanks ve Meg Ryan, bütün film boyunca birbirlerinin ellerini bir kez tutarlar ve o anda bizi bu dünyada gerçek aşkın, gerçek sevginin rüya olmadığına inandırırlar. Göz göze geldiklerinde, koskoca dünyada, eğer birbirlerini bulamamış olsalardı ne kadar eksik, ne kadar yalnız yaşayacaklarına ikna ederler bizi.
Tom Hanks çok sevdiği eşini kaybetmiş, küçük oğluyla hayatlarında oluşan büyük boşluğa alışmaya çalışan bir mimardır. Güzel bir sevgi, güzel bir evlilik yaşamıştır oğlunun annesi ile ve yeni birini hayatına alması hiç kolay değildir.
Meg Ryan ise evlenmek üzere olan, güzel, başarılı bir yazar, gazetecidir. Bir radyo programına dahil olan, mimarın küçük oğlu babasına eş aradığını, kendisi için de doğru anneyi bulmaya çalıştığını söyler. Bu radyo programını tesadüfen dinleyen gazeteci kadın merak eder, ilgilenir, çocuğu ve babasını bulmaya çalışır.
Olaylar gelişir ve bir sürü aksilikten sonra, çocuk babası ile annesi olmasını istediği gazeteci kadını, Empire State binasının en tepesinde buluşturmak için tek başına New York'a gelir. Babası telaşla onu peşinden takip eder, bu konuda daha önce çocuktan bir mektup almış olan gazeteci kadın da denemiş olmak için, belki onları bulabilme umuduyla Empire State binasına gelir.
Bütün bu olaylar boyunca hissettiğimiz küçük çocuğun, birleştirmeye çalıştığı bu insanların arasında var olan, keşfedilmeyi bekleyen inanılmaz, güçlü bağdır. İşte güçlü oyunculuk burada, nasıl tarif edilir, izleriz.
Tom Hanks ve Meg Ryan bütün filmde sadece belki de üç kez birbirlerinin gözlerine bakarlar ve nasıl bilmiyorum bu dünyada var olan ya da var olabilecek olan bütün güzel sevgilerin Mona Lisa’larını resmedebilirler. Yıllardır birbirlerini bekliyor olduklarına, asla birbirlerinden vaz geçmeyeceklerine, birbirlerinden daha önemli hiç kimsenin olamayacağına dair her sözü, sadece bir kaç bakışla verebilirler ve bizi sonuna kadar ikna edebilirler.
Bu çok farklı bir şey, bu kitap okumayı hayatlarının vazgeçilmez bir parçası haline getirmiş, sanatı her daim baş tacı etmiş toplumlarda var olacak duygular, çünkü her tohum en elverişli toprakta gerçekten büyür ve gelişir. Ve yazılan mektupları anlayabilmek için, o mektupların dilini bilmelidir. Dış görünüşlerimizle hepimiz insanız, peki ya sonra, peki ya anlamak, ya saygı, ya sanat, ya hoşgörü, ya nezaket, ya kültür ya merak.
Ben her seyrettiğimde Tom Hanks ve Meg Ryan’ın Empire State Binasının en tepesinde birbirlerine bir mucize yaşıyormuş gibi bakmalarını, sanki birbirlerini bulmasalardı her şey çok eksik kalacakmış gibi, balığın suyla buluşması, tohumun toprağa kavuşması, annenin yavrusuna sarılması, ağaçların çiçekler açması, yağmurun yağması gibi bir mucize olduğuna gerçek aşkın bizi inandırmalarını izlemeyi çok seviyorum.
Arada bir yaşadığımız toplumda oksijen tüpüne bağlanmaya ihtiyacım var, gerçi film biter bitmez bakıyorum nefessiz kalmışım.
ZERRİN TİMUROĞLU
2022
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder