27 Nisan 2022 Çarşamba

Nefesim

        İnsanlara anlatamazsınız bazı korkularınızı, sizi tuhaf bulurlar, itici, yabani, ya da dedikodular yaparlar insafsızca, hiç tanık olmadıkları olaylarla. Anlatmak istemezsiniz çünkü kendinizde bilmezsiniz nerede saklandıklarını o büyük korkuların. Ama cehalet dört bir yandadır ve bildiklerini varsaydıkları bir iki konuyla soluk aldırmazlar size, onlara benzemeniz için yapmadıklarını koymazlar.

        Telefon en büyük korkularından biriydi, çünkü en sevdiği insanın, abisinin ölümünü telefondan, bir yabancıdan, hiç beklemediği bir anda duymuştu. Zaman ve mekan bir türlü kavuşamıyordu sanki ses duyulurken, kendi bulunduğu yerde mekanda her şey durmuştu. Yarı açık kapı kapanmıyordu, içeriye girmek üzere olan biri adımını atmıştı ama yürümüyordu, kendi kolu yapışmıştı sağ tarafına.


        Bu ani uyumsuzluğu yaşadıysanız bir kez, başka bir dünyayla tanışmışsınız demektir artık asla ne o kapı ne o içeriye girmekte olan, ne sağ tarafınıza yapışan kolunuz eski dünyada tamamlayamayacaklar  sonraki adımını.


        Telefon her çaldığında açmamak isterim, ben birini arayabilirim ama bana gelen telefonlar hep içimdeki bir fayın titremesine neden olur. Yıllar geçti bu korkum hiç değişmedi, arkadaş olduklarını söyleyenler neler söylediler her telefona cevap vermiyorum diye, neler uydurdular özellikle boşanırken. Boşanmış bir kadın her daim denetime açık olmalıydı onlara göre, evine zamansız her daim girilebilen, telefonlarına her daim cevap veren. Sayısı çok olanları asla yenemezsiniz bu yüzden güçlü olmak isteyenler çok doğururlar.


        Memlekette, evlerinin terasında, şemsiyenin altında, masada yazıyordu. Bölük, pörçük notlarla yazmaya çalıştığı öykülerinden birini tamamlamaya çalışıyordu. Durdu, güneş az sonra batacaktı, terasın ışıklarından birini açmıştı. Evde kimse yoktu, birine misafirliğe gitmişlerdi. Ona ısrar etmemişlerdi gel diye, tanıyorlardı kızlarını.


        Terastan, uzaktaki denize baktı. Dalgaların sesini duyamasa da serin maviliğin kokusu burnundaydı.  Sardunyaların kokusu genzini yakıyordu. Küçük süs havuzunun fıskiyesinden gelen biteviye su sesiyle burada, hiç kımıldamadan, günlerce oturabileceğini biliyordu.


        İki hafta geçmişti, sert adam ne aramış, ne sormuştu. Muhtemelen dönmüştü kasabaya belki doktorla beraber gitmişlerdi. Çok fazla düşünmemeye çalışıyordu. hayatında ilk kez biri kendisi ile bu kadar yakın ilgilenmiş, sevgisini belli etmiş onu koruyup kollamıştı ve tabi bitecekti çünkü kendi kaderinin gidişatına tersti bu mutluluk. Üzülmüştü belki hala üzülüyordu ama pişman değildi. Doktora çok fırsat vermişti kurtarıcım, her toplantıda yer alması her lafın içinde sanki karar verici imiş gibi konuşması, ona dokunması, gözlerinden kurtarıcıma akan sevda kanallarının coşkulu sesinden hiç rahatsız olmaması, kabul edilemezdi. Fazla bile sabretmişti.


        Masanın üzerindeki telefon çaldığında çayını yenilemek için kalkmıştı. Bankacı, ev arkadaşı arıyordu,


    - Alo, merhaba arkadaşım, nasılsın,


    - Merhaba iyiyim dedi bankacı seni üç gün için buraya çağırıyorum, bak sakın gelemem deme asla kabul etmem,

    - Nasıl, niye çağırıyorsun, bir şey mi oldu,


    - Evet bir şey oldu, Barış’la evleniyoruz ve sen mutlaka burda olmalısın, en iyi arkadaşım olmadan evlenemem, dedi.


    - Çok sevindim, ani bir karar olmuş daha var diyordun.


    - Mecbur kaldık, Barışın tayini çıktı, eş durumundan ayrılmamak için evlenmeye karar verdik.


    - Öyle mi, tamam ben yarın ordayım, dedi. Burdan istediğin bir şey var mı arkadaşım,


    - Yok sen gel  yeter dedi, vedalaşıp kapattılar.


        Arkadaşının adına sevinmişti ama aslında hiç gitmek istemiyordu. Aynı saksının içinde olmamalıyız, aynı toprakta, yakın durmamalıyız. Aynı denize bakmamalıyız, aynı yunusların gözlerine, aynı noktadan bakmamalıyız. Aynı şehrin gürültüsüne dalıp, aynı kafelerde çay içmemeliyiz. 


        Ben yoluma dikilen perdenin arkasında kurtarıcımla aynı kasabada hiç karşılaşmak istemiyordum. Bu öfkeyi içimde nasıl besleyip, büyüttüğümü anlamamıştım. Şimdi onun ve doktorun bulunduğu kasabaya gitmek, yapmak istediği en son şeydi. Ama arkadaşını kıramazdı, ayrıca okullar açılınca nasıl olsa gitmeye mecburdu, alıştırma olurdu. Eve girdi, valizini toplayıp, bilet almalıydı.


        İki hafta içinde biraz kilo vermişti, daha doğrusu bayağı vermişti, üzüldüğü için mi yoksa çok yürüyüp, çok yüzdüğü için mi, ailesi de kaygılanmışlardı ama iştahı yerindeydi. 


        Uçaktan bilet almıştı, kasabaya minibüsle dönecekti havaalanından. Otobüsle saatlerce yolculuk yapmaya üşenmişti. Minibüse kurtarıcısı ile yaşadıkları o korkulu günden bu yana hiç binmemişti ama mecburdu şimdi, inşallah kalabalık olur diye düşündü.


        Havaalanından çıkıp, arabaların durduğu yere doğru valizini çekerek giderken, minibüsün etrafında az insan olmasından tedirgin oldu. İçini korku kapladı. Ya yine böyle bir şey yaşarsa artık onu kurtaracak kimse de yoktu. Bir an durdu, geri döndü, belki bir taksi tutsa daha mı iyi olurdu acaba.


        Ne fark edecekti ki, takside de tehlike olabilirdi. Valizi elinde, başını eğip düşünürken, birden valizin üstündeki elinin üzerine bir el kapandı. O kadar korktu ki, başını kaldırdı, çok şaşkındı. Kurtarıcı, çatık kaşlarıyla bir yandan valizi almaya çalışırken, bir yandan, belini sarılan koluyla onu arabasının olduğu tarafa döndürmeye çalışıyordu.


    - Siz nerden çıktınız, bırakır mısınız lütfen,


    - Hadi arabada konuşacağız, bırak artık şu valizi, lütfen, bak herkes bize bakıyor.


        Gerçekten de etraftakilerin gözleri üzerlerindeydi. Bıraktı valizi ona ve arabaya doğru, yürüdü. Bindiler, yola çıktılar. Ne  o konuştu ne ben konuştum. Sadece nerden haberiniz oldu dedim.,


        Başını çevirmeden,


    - Sen balıksın ben deniz, sen topraksın ben ağaç, sen yıldızsın en yakınımda, nefesimsin ölene kadar, dedi.




  ZERRİN TİMUROĞLU

  2022   


   


  


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...