18 Mayıs 2022 Çarşamba

Işık Açık Kalsın

        Büyük bir pişmanlıktır bazen yazılmış mektuplar. Siz bambaşka niyetlerle yazmışmışsınızdır, başkaları cehaletleri ile bambaşka çözmüşlerdir yazılanları.

        Kağıda dökülmüş sözcükleri, başka insanların kötü soslarına batmış görünce, duyunca, bir kitabı okuyup anlamanın, okullar bitirmenin çok ötesinde, derin bir duyarlılık olduğunu düşünürsünüz.


        Oysa, eğitimin de, öğretimin de bir insanda yarattığı en önemli gelişme, okuduğunu doğru anlama, anladığını doğru yorumlama olmalıdır. Bundan daha önemli ne olabilir ki. Milyarlarca insan bir arada yaşıyoruz, bu kargaşayı yönetecek, sakinliğe ulaştıracak tek şey birbirimizi doğru anlamamız değil midir.


        Her desteklediğimiz şeyi  sevmiş olmayız, sadece olması gerektiğine inandığımız için de destekleriz bazen.Yani yılanların da yaşamaya  hakkı vardır diye yazmışsanız birgün aklınıza gelip de, bu yılanları seviyorsunuz anlamına gelmez, bir hakkı savunmanız anlamındadır.


***


        Öğretmenin evinde, bankacı arkadaşı, eşi ve polisler vardı. Bankacı, arkadaşının, mutfak masasında, yazarken yarım bıraktığı yazılarını okuyordu. Gene derin konulara dalmış diye düşündü. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Neredeyse iki gün geçmişti arkadaşının kaçırılışının üzerinden. Ne doktor kadından ne onun adamlarından ne öğretmenden bir iz yoktu. Öğretmenin kaçırıldığı gece, komşuların görüp, plakasını verdikleri araba yarım saat sonra, kasabanın çıkışında terkedilmiş olarak bulunmuştu.


        Sert adam da ortalıkta görünmüyordu. Bir kez eve uğramıştı polislerle birlikte sonra o da kaybolmuştu sanki. Korkunç görünüyordu eve uğradığında, telaş, korku, merak, keder çığları düşüyordu çevresine her yerinden.


        Birden polislere gelen bir telefonla hareketlendi ortalık, hepsi birden sokağa koşup arabalara bindiler, hızla uzaklaştılar. Bankacı ve eşi, ne oluyor diye sordularsa da bir cevap alamadılar. Endişe ile beklemeye koyuldular.


        Zaman dediğimiz yani bizim yarattığımız, yani hayatı anlamlandıralım diye, aya, güneşe bakıp sanal bölmelerle ayırdığımız bir garip oyun gibi.


        Bir şey beklerken bize inat hiç geçmeyen zaman. Polislerin gitmesinden iki saat sonra, kapı çaldı. Arkadaşı kaçırıldığından beri, bankacı eşi ile birlikte onun evinde kalıyorlardı. Sanki o zaman daha çabuk geri gelecekti.


        Televizyonu açmışlardı, çok sessiz haberleri izliyorlardı. Kapı çaldı, Barış açmaya gitti, az sonra bir çığlık yükseldi, bankacı, eşinin ve sert adamın kollarına girip, yürümesine yardım ettikleri öğretmeni görünce donup kaldı. O kadar şaşkındı ki ayağa bile kalkmamıştı, acaba düş mü görüyordu ama değildi. Fırladı yerinden, gidip arkadaşına sıkı, sıkı sarıldı. 


        İki günde zayıflamıştı öğretmen, hafifçe gülümsedi arkadaşına, zorlukla kulağına eğildi,


    - Lütfen onu buradan gönder, onu görmek istemiyorum dedi.


        Bankacı, sert adama baktı, o da anlamıştı, çok üzgündü, kalmak istiyordu belli ama bunun şu an olamayacağı çok açıktı. Bankacı,


    - Lütfen, dedi.


        Kolunu bıraktı öğretmenin, yüzünde binbir bilmecenin çözümsüzlüğü, çaresizliği arkasını dönüp gitti. 


    - Şimdi bir duş almak ister misin arkadaşım sonra yatarsın, olur mu.


    - Olur, dedi öğretmen, banyoya kadar yardım etti arkadaşına, kapıda bekledi düşer, filan diye, çıkınca, salondaki, kanepeye götürdü, oturttu öğretmeni. Sıcak, limonlu bir çay tutuşturdu eline o da itiraz etmeden aldı, dalgın, dalgın yudumlamaya başladı.


        Bankacının eşi onları yalnız bırakmak için mutfağa geçmişti. Bankacı ne olup bittiğini öğrenmek istiyordu ama bu gece öğretmenin dinlenmesi gerekiyordu. Sanki cismi vardı belki, ruhu kayıptı. Gözlerinde büyük bir öfke, pişmanlık ve uğradığı haksızlığın üzüntüsü vardı.


        Çayını bitirince, kanepeye, ana rahmine kıvrılır gibi kıvrılıp yattı, Üstünü örttü arkadaşı, salonun ışığını söndürdü, televizyonu kapatmadı, sesi çok çok az açık, bıraktı. Kendini yalnız hissetmesin istiyordu öğretmenin. Kendisi de mutfağa, eşinin yanına geçti.


    - Nasıl bir deliymiş bu doktor, dedi eşi fısıltıyla.


    - Gerçekten öyle, neyse çok şükür, sağ salim geldi, bir de ne olduğunu anlayabilsek, korkuyorum sormaya. 


    - Ben konuştum az önce telefonla, durumu iyi sadece biraz sarsılmış. Buraya gelmeden hastaneye gitmişler, baştan, ayağa kontrolden geçmiş, polis raporu için de gerekliymiş bu. Ruhsal çöküntü haricinde hiç bir fiziksel zarar görmemiş.


    - Çok sevindim.Sert adamla mı konuştun,


    - Hayır, bir öğrenci velim var komiser, sağolsun öğrendi, bilgi verdi bana. Sen de çok yoruldun, yat ben beklerim gece.


        Minnetle baktı eşine bankacı,


    - Bir şey olursa, uyandır tamam mı,


    - Merak etme, zaten sert adam her yarım saatte mesaj yazıp durumunu soruyor, uyutmaz beni o.


    - Bakalım affedilecek mi, hiç sanmıyorum ben. İyi geceler, bir ara nöbeti devralırım ben.


        Arkadaşının yatak odasına gitti, uzandı yatağa, başucundaki ışığı yaktı, bu gece karanlık örtülmeliydi ışıkla, açıkta olmalıydı her şey, meydan okumalıydı uçurumlara.


        Murathan Mungan’ın dizelerindeki gibi,


      Toz yalnızca toz zaman

      geçiyor içimizden

      adılını mırıldana mırıldana



ZERRİN TİMUROĞLU

2022

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...