Pişmanlıklar ne hissettirir bize, ne kadar ağır bir yüktür beynimizde. Keşkelerle birlikte sanki gücümüz yetermiş engellemeye , karşı koyabilirmişiz gibi kadere, üzülür dururuz.
Yağmur yağıyordur dışarıda, fırtına vardır belki, ya da kar yağıyordur. Keşke demeden giyinsek sıkı sıkı, fırtınadan savrulup bizi yaralayabilecek şeylere dikkat etsek, uzaklarından geçsek. Yağmurluğumuz olsun örneğin ıslanmayı önlesek. Durmadan düşünsek, düşünsek pişman olmamanın yollarını, başarabilir miyiz ki geriye üzülmeden bakmayı.
Ben en çok zamanında verilememiş cevaplardan, ihanetleri geç fark etmekten, bir zamanlar her dakika gülümsemekten pişmanım. Bazı insanların, yaptıkları kötülüklere rağmen, ısrarla iyi insan olarak anılmasına yeterince itiraz etmediğim için pişmanım.
Üniversiteyi yeni bitirmişti. O kadar zor şartlarda mezun olmuştu ki atılmasına ramak kalmıştı. Hala inanamıyordu bitirebildiğine hatta, bazı geceler kan ter içinde uyanıyordu rüyalarından ve son sınav hakkından kaldığını görüyordu.
Amcası, Amerika’da Indiana üniversitesinde doktora öğrencisi idi ve bir gün postacı kapıyı çaldığında amcasının kendisi için, aynı üniversiteden bir davet gönderdiğini belirten evrakları aldı. Gözlerine inanamıyordu, hem çok seviniyor, hem bu parasızlıkta, yol parasını, hazırlanmak için gerekli parayı nereden bulabileceğini düşünüyordu.
Aslında ablası çok iyi kazanıyordu ama anneleri bir kuruşunu bile ablasına bırakmıyordu, hepsini kendisi alıyordu harcamaları o yapıyordu, geriye kalanı da o biliyordu. Annesinin hayatında paradan daha çok değer verdiği hiçbir şey olduğuna tanık olmamıştı. Ablası çok zayıf, çok güçsüz ve anneye çok bağımlıydı. Hayatının kendisine ait olduğunu kavrayamadan ve yıllarca kazandığı onca parayı bir kez bile eline alıp harcayamadan öldü.
Ölmeden bir kaç ay önce, ilk defa ablasının, annesine şöyle söylediğini duymuştu, ilk defa,
- Yeniden başlamak mümkün olsaydı, sen benim için bu kadar önemli olmazdın.
Ama annesi her zaman yaptığı gibi, kendi gerçeklerini asla kabul etmeyen tavrıyla, sanki o sözler kendisine söylenmemiş gibi, bir film repliğiymiş gibi dinledi, kılı kıpırdamadı, karşısında, onun için hayatını harcamış kızının, hastalıktan mahvolmuş yüzüne, yüreğinin bütün buzlarını dökerek baktı.
Pişmanlıklar, değiştirebileceğimiz ama bunun için gayret göstermediğimiz anılardır. Gerçi ben pek öyle düşünmüyorum, bir ağaca bağlıyken ata binmenin mümkünü yoktur ki.
Ve ben Amerika'ya gidecek yol parasını bulamadım ve gidemedim, annem biriktirdiği onca parası yokmuş gibi davrandı, hiç rahatsız olmadı. Bir işe girip geçici, koşulları zorlayıp o yol parasını bulmadığım için hep pişman oldum hem de çok pişman oldum. En azından elimden geleni yapmalıydım.
***
Gene yazmaya o kadar dalmıştı ki, havanın karardığını, sokak ışıklarının yanmaya başladığını yeni fark etti. Deniz kıyısındaki çay bahçesinde oturuyordu yine. Ertesi gün memlekete dönecekti, arkadaşı balayına gitmişti. O da bir gün daha kalıp evi toparlamak istemişti, arkadaşının eşyaları çıkınca dağılmıştı ortalık biraz.
Kalktı toparlandı. Çay bahçesinin az ötesinde bir kitapçı vardı her zaman uğradığı. Aklında bir kitap vardı, onu alıp, eve geçerim diye düşünüyordu. Hesabı masaya bıraktı, çıktı.
Kitapçının kapısını açtığında çalan küçük çanın sesini çok seviyordu sanki bir masal diyarına girildiğini haber verir gibi gizemli geliyordu çanın sesi. Almak istediği kitabın hangi rafta olduğunu biliyordu, daha önce bakmıştı, oraya doğru yürüdü.
Bir sırayı geçti, diğerinin önüne geçecekken bir arka rafın arkasından tanıdık bir ses duydu, şaşırdı. Durdu, tekrar dinledi ve telaşla o yüksek kitap rafının olduğu yere kıvrıldı, doktor ve sert adam karşılıklı durmuş konuşuyorlardı ve doktor kadının bir eli sert adamın kolunu tutuyordu hafifçe.
Aynı anda döndüler, ikisi ile de aynı anda göz göze geldi sanki. Bir iki dakika baktı onlara, doktorun gözlerinde parlayan sevinç kıvılcımını fark etti, sert adam korkunç bir telaşta kalmıştı aniden. Elinde bir kitap vardı, öylesine raflardan birine bıraktığını gördü. Hiçbir şey söylemedi, arkasını döndü ve yürüdü, çıktı kitapçıdan.
Bir iki dakika sonra, sert adam yanı başında yürüyordu ve bir yandan konuşuyordu,
- Lütfen bekler misin, ne anlam çıkardın bilmiyorum ama asla özel bir şey değildi, birden karşılaştık kitapçıda ve bir iki dakika sonra da sen geldin. Durur musun, niye konuşmuyorsun.
Bir anda kilitlendiği durumlardan birini yaşıyordu kendisi, sonsuz bir denize düşmüş, bütün karaları gözden kaybetmiş, sadece içinde bulunduğu suyun şıpırtılarını duyar hale gelmişti.Biliyordu bu halini, sert adam boşuna konuşuyordu, ne bu denizi bulabilir ne bu denize girebilirdi artık.
Pişmanlıklar tek yönlü yollar gibidir, sadece arkaya bakabilirsin ve sadece bakabilirsin. Eylemsiz bir duygudur yani, ne bir şeyi düzeltebilir ne yeniden başlatabilirsin.
ZERRİN TİMUROĞLU
2022
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder