5 Mayıs 2022 Perşembe

Sakin Ol

        Bazı insanların hayatımızda bir başka etkileri, hayatımıza bir başka katkıları vardır. Onlarla tanışmış olmak, onları dinlemiş olmak, onların sofralarında yemek yemiş olmak, evlerine misafir olmak bir ayrıcalıktır ve hatırladıkça sizi gururlandırır, mutlandırır.

        Bu ayrıcalık ne mevkilerinden, ne zenginliklerinden ne güçlerinden kaynaklı değildir, bu ayrıcalık sadece bu insanların bildiklerinden ötürüdür.


        Saniye teyze, Ankara’da Emek mahallesinde otururdu. Kendisi ilkokul öğretmenliğinden emekli, eşi emekli albaydı. Saniye teyze ve eşi dedemlere varan bir geçmişten bu yana aile dostlarıydı.


        Emek mahallesinde o yıllarda, iki katlı, müstakil evlerden birinde oturuyorlardı. Bahçe içinde. Dışarıdan, içinde kim yaşarmış bilmeden, öylesine önünden geçerken bile keşke, böyle bir evde otursaydım diyebileceğiniz, kıskanılası bir huzura, öğrenmeye can attığınız bir gizeme sahip evlerdi.


        Bahçeleri bakımlı, rengarenk çiçeklerle doluydu, ön tarafa bakan, geniş balkonlarında, o yıllarda belki çoğu insanın salonunda bile olmayan koltuk takımları olurdu. Pırıl, pırıl camlarından, pırıl, pırıl balkonlarından bir hikaye duyulurdu seslendirilmeyen ama duyduğunuz, hayatı çok ama çok önemseyen.


        Arada, sırada yemeğe çağırırlardı bizi çoluk, çocuk. Çok sık olmazdı, daha çok memleketten gelen akrabaların hatırına olurdu bu. Ama bu yemeklere gitmeden bir heyecan sarardı içimi, bir okula gidiyormuşum, ya da bir sınava girecekmişim gibi telaşlanırdım. 


        Saniye teyzenin evine adım attığınızdan itibaren düzen, temizlik, özen ve gerçek bir konukseverlikle karşılaşırdınız. Çocuk ya da büyük, hiç fark etmezdi, Saniye teyze ve eşi gelen her bir bireyle alışık olmadığımız bir özenle ilgilenirler, bir tek misafirin bile ihmal edilmesine izin vermezlerdi.


        Eşi de kendisi de en şık elbiseleri ile, en güler yüzlü ifadeleri ile buyur ederlerdi sizi. O eve girdiğiniz andan itibaren kendinizi o kadar değerli hissederdiniz ki, gece bitip herkes evlerine dağıldığın da Sindirella’nın bal kabağına dönüşmüş arabası gibi çırılçıplak, yine kaz, yine kertenkele olmuş olurdunuz, yani masal bir anda silinip giderdi hayatınızdan.


        İlk kez bir evde, ayrı bir yemek odası olduğunu, onlarda öğrenmiştim mesela. Banyoda herkese özel havluları, mutfaktaki olağanüstü düzeni, her bir kavanozun üzerine yapıştırılmış etiketleri, hangi yemek takımlarının nerede kullanılacağını, kahvenin ne zaman, likörün ne zaman ikram edileceğini ve belki de hepsinden önemlisi, konukların hepsini oyalayacak, heyecanlandıracak hikayelerin nasıl anlatacağını, bir sohbet ustası olmanın ne kadar önemli olduğunu, hepsini Saniye teyzenin evinde öğrenmiştim.


        Bazen hiç ayrılmasam keşke bu evden keşke kendi evimizin cehennemine hiç dönmesem diye düşünürdüm. Bu insanların bizimle ya da tanıdığım bütün akrabalarla ne işi var ki diye merak ederdim çünkü en ufak bir ortak payda yoktu. Geçmişte ne yaşanmışsa bizim bilmediğimiz belli ki sıkı bir bağ oluşmuştu.


***


        Kalemini bıraktı, arkasına yaslandı, eve geldiğinden beri durmadan yazıyordu. Sanki geçmişi ne kadar çok hatırlarsa, bugünü o kadar unutabilirmiş gibi. Kitapçıdan nasıl çıktığını, eve nasıl geldiğini neredeyse hatırlamıyordu, yanında yürüyüp duran sert adama hiç bakmamış, hiç dinlememişti. O da bir süre sonra bırakmıştı peşini.


        Aslında sakin bir şekilde düşününce, kitapçıda gördüğü sahnenin, doktor hanım tarafından kullanıldığını anlamıştı. Bile bile sesini duyurmuş, bile bile kolunu tutmuştu sert adamın. Neden hemen arkasını dönüp gitmişti, neden kendini açıklamasına izin vermemişti sert adamın. Bu şımarıklığı kendisine hiç yakıştıramamıştı.


        Bekleyecekti artık, bir daha ararsa sert adam bu kez onu dinleyecekti, karar vermişti. Biz kadınlar hep böyleyiz galiba, en masum olduğumuzda bile kendimizi suçlu hissederiz. Yeniden başlamak için, hiçbir şey değişmesin diye ikna ederiz kendimizi. Kendimize yalanlar söyleriz hiç yüzümüz kızarmadan. Edilen hakaretleri çamaşır suyuna batırırız artık asla eskisi gibi olamayacaklarını bile, bile.


        Flamingolar ne yapsın, güneş onları her batışında kızıla boyuyorsa. İncecik bacaklarının üstünde inadına direnirken hayata, flamingolara kızan kim. O muhteşem gölün içinde tek ayak üstünde durup, sanki bale yapıyormuş gibi gizemli takılan kuşlar, niye yapıyorsunuz bunu, niye.


        Kapı çalınıyordu. Vakit biraz geç olmuştu, bu yüzden merak etti. Kapının dürbününden baktı, sert adam başını eğmiş, bekliyordu. Açtı kapıyı,


    - Merhaba, dedi.


    - Merhaba dedim, içeriye buyur ettim, girmedi.


    - Sadece nasıl olduğunu görmek istedim, şimdi akşam, akşam seni zor durumda bırakmayayım içeriye girip. Nasılsın, sanki durumu anlamış gibisin, öfkesiz bakıyorsun, dedi.


    - Evet dedim, ben çocuk gibi arkamı dönüp gittiğim için kitapçıdan özür dilerim, senin açıklamanı dinlemeliydim, dedim.


        Yüzüme bakıyordu, buğulanmıştı sanki gözleri, bambaşka bir tavır bekliyordu besbelli, benim özrüm piyangodan çıkmıştı sanki. Hafif gülümsedi,


    - Beni şaşırtıyorsun öğretmen hanım, beni şaşırtıyorsun ve bunu çok iyi yapıyorsun. Ama biraz erken şaşırtsan olmaz mı,


        Güldüm,


    - Olur dedim, söz, bundan sonra ilk seni dinleyeceğim,


    - Anlaştık, yarın dönüyorsun, seni ben götüreceğim, öğlen çıkarsak, akşama doğru memlekette olursun, sen hazır ol, ben arayınca çıkarız, dedi.

    - Kararlısın yani, illa yorulacaksın yollarda,


    - Sen burada olmayınca zaten sevincim yoruluyor, inadım yoruluyor, hiç olmazsa yolda biraz alışırım buna. Hadi kapat kapıyı ben giderim dedi.


        Kapıyı kapattım ve bir süre önünde öylece durdum. Dediği o kadar doğruydu ki, kendisi de aynen böyle hissediyordu ondan ayrılınca, sanki bir parçasını, kesip ardında bırakıyormuş gibi. 


        Birisi için özel olmak, birisi için önemli olmak çok güzel bir duyguydu. Dünya artık yabancı bir yer değildi, yüreğinizde bir kuş kanat çırpıyordu, kederinizi, kelebekler kanatlarında uzağa taşıyorlardı. Çalışırken, yemek yerken, çay içerken, gezerken sanki yanınızda görünmez biri varmış, ne olursa sizi koruyacakmış gibi seviniyordunuz.


        Alışmak, korkularımızın hemen ardındadır. İsteriz ki değişmesin hiçbir şey, isteriz ki sevdiğimizi sıkı, sıkı tutalım, hiç bırakmayalım. Büyük sevdaların şifreleri elimizdedir, umut edelim ki yarı yolda değişmesin parola, sorular hep bildiğimiz yerlerden gelsin.


ZERRİN TİMUROĞLU

2022

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...