27 Mayıs 2022 Cuma

Yüreğimize Kurulan Kamp

        Kitaplar, filmler, tiyatro, resim, heykel sanatın bir çok hali anlatır bize sevgiyi ve aşkı. Tabi her duyguyu. Ama biz insanları hayata bağlayan, sevgi ve aşktır. Yani, hayatta tutan demiyorum dikkat ederseniz. Bütün canlılar hayatta kalmak için ne yapmaları gerekiyorsa yaparlar ama hayata sevgiyle bağlı değillerdir, ölülerinin arkasından ağıt yakmazlar. Pişman olmazlar, duygularına kapılıp hatayı tekrarlamazlar.

        Özür dilemezler mesela, mizah yapmazlar, ne gülmeyi ne güldürmeyi bilirler. Bir aslanın bir ceylanı parçalarken, bu sahneye yüklediğimiz vahşilik tanımı tamamiyle biz insanlara aittir.


        Gece uzundu, arkadaşının eşi mutfaktaydı hala, arkadaşı da bir iki kez yatak odasından, uyanıp ona bakmaya gelmişti. Usulca üstüne eğilip nefesini dinlerken arkadaşı, kendisi uyur numarası yapmıştı.


        Kendine kızmalı mıydı, kaderine küsmeli miydi, unutup geçmişe gömmeli miydi olanı biteni bilemiyordu. Kendisini nasıl bu duruma düşürmüştü. Belirli bir yaşa gelmişti ama hiç tecrübesi yoktu kadın, erkek ilişkisi üzerine. Olmamıştı işte, güzel değildi, zengin değildi, cazibeli değildi ve aklı hiçbir zaman sadece aşk işlerine çalışmamıştı. Hep daha önemli, yaşamsal olaylar vardı hayatında.


        Mutfaktan, ocağın üstünde kaynayan çayın huzurlu sesi geliyordu. Çocukluğunda, sobanın üstünde her daim duran, çaydanlığın sesi gibi, erkenden yakılan kuzinenin küçük gözünden göz kırpıp duran alevlerin neşesi gibi, rahatlatıyordu bu ses onu. Yorganın altından hiç çıkmak istemezdi, yanan odunların kokusunda odaya yerleşen ormanın, ağaçların gölgesinde şırıl, şırıl akan dereyle sohbetini dinlerdi.


        Duyuyordu, arkadaşının eşi arada biriyle fısır, fısır  telefonla konuşuyordu, tahmin ediyordu, sert adam arıyordu kesin.


        Bizler nereden öğreniyoruz aşkı, sevdayı, nerden tanımlar uyduruyoruz. Evet hissediyoruz ama ya kelimelere dökmek, fırça darbelerine teslim etmek aşkı  ya da notalara. Hele kitaplar, hele filmler. Beyaz perdede aşkla bakan oyuncuların gözlerini ödünç kullanmayan var mıdır, okuduğumuz kitaplardaki aşk cümlelerini rehin almayan. Büyüklerimizin kendi aşk hikayelerini dinlerken ki merakımız, hep sonu güzel bitmiştir diye dinlediklerimiz.


        Gün henüz ışımışken kalktı, giyindi. Arkadaşı hala uyuyordu. Eşi de mutfak masasına kollarını kavuşturmuş, başını kollarının üstüne koyup uyumuştu. Omuzlarında ince bir pike örtülüydü.


        Gidip yakındaki fırından ekmek almak istedi. Hala güçsüz hissediyordu kendini ama yine de gidecekti. Böyle korkuyla yaşayamazdı. Cüzdanını aldı, sessizce açtı kapıyı, aynı özenle kapattı, elindeki anahtardan biraz gürültü çıkmıştı.


        Merdivenleri indi, sokağa adımını attığında anladı ki, bir şey değişmişti. Kendini yeniden tanıması gerekecekti, hissettiği ürpertiden, yüreğine kamp kurmuş kuşku izcilerinden daha önce haberi yoktu. Yaklaşık iki yüz metre ilerde, sağ tarafta bulunan fırına doğru yürürken, arada arkasına bakıyordu korkuyla. Bir anda ortadan yok olmak, bir daha bu sokağı görmemek, bir daha o eve girmemek istedi, o kadar çok istedi ki ağlamaya başladı.


    - Bir dakika,


        Sesi duyduğu anda dolaptaki bütün cam bardaklar ortalığa saçıldı, biri bile sağlam kalmadı.


    - Lütfen, bir dakika, yanına gelmişti sert adam, gece boyunca evin önünde, arabada beklemiş olmalıydı. 


        Durdu, ona bakmadan,


    - Bir daha asla ama asla benimle konuşmayın, yanıma gelmeyin, aramayın, sormayın dedi. Kendi sesindeki, kararlılığa, gizli öfkeye ve belki biraz nefrete şaşırdı.


    - Yapma, onun kazanmasına izin verme dedi. Üzgündü belli, yenilmişti, yorgundu sert adam. Durduğu yerden konuşurken yanından yelelerini uçura, uçura neşeyle geçen atlara bakıyordu , umudunu vermek istiyordu onların yanına. Daldırıyordu ellerini cebine, daldırıyordu ama bir damla bile umut bulamıyordu.


        Tekrar fırına doğru yürümeye başladığında arkasından gelmediğini gördü. Yüreğinden bir şey kopmuştu, ne olduğunu bilmiyordu, canı acıyordu, hıçkırıklarına sözünü dinletmişti ama yaşlar, yaşlar çılgınlar gibi akıyorlardı. 


        Anahtarı kilide takıp çevirdi. Kapı açılır açılmaz arkadaşını gördü, merakla bakıyordu ona,


    - Nereye gittin, merak ettik, dedi.


    - Fırına, biraz yürümek istedim. 


        Arkadaşı ve eşi çıkmak üzereydiler,


    - Biz şimdi işe gideceğiz, öncesinde eve uğrayıp üstümüzü değiştirelim. Akşam burdayız, bir şey istediğinde hemen arıyorsun tamam mı arkadaşım.


    - Her şey için çok teşekkür ederim, Barış sana da, çok yoruldunuz.


    - Biz  her zaman yanındayız, teşekküre gerek yok biz kardeşiz, elbette burada olacağız dedi, Barış, görüşürüz,kapıyı mutlaka kilitle ama.


    - Tamam, iyi işler.


        Onlar çıkınca, mutfağa geçti, aldığı ekmeleri masaya koydu, masada hazırlanmış kahvaltının başına oturmadan ellerini yıkadı. Telefonu nerelerdeydi acaba, odalara bakındı, yatak odasında komidinin üzerinde buldu. Tekrar mutfağa gidip, kendine çay doldurdu, masaya oturdu. O sırada telefonu çaldı, tanımadı numarayı, belki polislerdir filan diye açtı,


    - Alo, alo,


        Ses yoktu, sert adam olmalıydı, başka bir telefondan arıyordu herhalde, kapattı. Tekrar çaldı, yine açtı, yine ses yoktu. Sesisini kapattı telefonun, dolaplardan birinin içine koydu, kahvaltı etmeye başladı.


        Televizyonu da açmıştı mutfakta, haberlere bakıyordu çayını içerken. Bir başka konuya ihtiyacı vardı bir yabancı darbeye kendisiyle ilgisi olmayan.


        Kapı çaldı, bir an kalakaldı, en son kapı çaldığında yaşadıklarını hatırlayınca yerinden kalkamadı. Gerçi arkadaşı, doktor kadının tutuklandığını söylemişti ama korktu yine de.


        Her kimse ısrarla çalıyordu, kalktı, tam açacakken, kapının dürbününden bakmak istedi ve baktı. Dehşetle irkildi, sırtını kapıya dayayıp, sessizce bekledi, doktor kadının nefesini duyuyordu kapının arkasında. Nasıl çıkmıştı hapisten, nasıl gelmişti buraya tekrar, nasıl.


        Eğildi, sürüne, sürüne mutfağa gitti, dolaba bıraktığı telefonu aldı, arkadaşına mesaj yazdı. Arkadaşı hemen cevap verdi, polisi arayacağını yazdı, kendisi de  gelecekti.


        Çalmıyordu artık kapı ama gidip dürbünden bakmaya korkuyordu, mutfakta öylece ayakta duruyordu.


        Sevgi mi bu, inat mı, içindeki kötülüğe giydirdiği bir kılıf mı, neydi bu doktorun derdi ve neden sert adam böyle bir deliyle okuldaki pek çok etkinliğe katılmıştı.


    yazın bittiği her yerde söylenir

    söylenmeyen şeyler kalır geriye


    ve sonra hiçbir şey olmamış gibi

    ağır, usul bir hazırlık başlar

    uykuya benzer yeni bir mevsime

                            M.M




ZERRİN TİMUROĞLU

2022


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...