19 Haziran 2022 Pazar

Ama

        İnsan sevmeyi, sevilmeyi büyüdüğü evde öğrenebiliyor ancak. Bir ağaç gibi, her dal verdiğinizde o dalı kesen, parçalayan, gözlerinizin içine bakıp, seni seviyorum demeyen, bir kez bile demeyen, anne, babaların evinde, sevgi hep bir bilmece olarak kalıyor kafanızda.

        Doğduğun ev bir tramplen gibi de olabilir sonraki yaşamınız için, bir bataklıkta. Ya çok yükseklere zıplar, sevinçle uçarsınız maviliklerde, ya yedi kat çamura saplanıp, güneşsiz kalırsınız yerin dibinde.


        Şans vardır, şans kaderindir. Bir nehrin en büyük girdaplarında savrulan da olabilirsin, en sakin yerinde, koparılmayan, özenle bakıp, büyütülen, güzel bir çiçekte.


        Çocukken kırgın, kızgın, inatçı bir çocuktu, sevmezdi insanları, sadece kardeşlerini severdi ama evi saçma akrabalarıyla dolduran ve sadece onları memnun etmeye çalışan anne, babasından ve o evden kurtulamazdı.


        Bir çocuğun hayatını mahvetmek istiyorsanız, onun anne, babasını sevmemesini sağlayın, bu o kadar ağır bir yüktür ki başını topraktan kaldıramazsın, derin, güzel bir nefes alamazsın, çünkü başlangıcını kaybetmişsindir, hayata nereden başlayacağını bulamazsın.


        Ev her zamanki gibi annesinin akrabaları ile doluydu. Ablası, hem okuyup hem çalışıyordu bir bankada, kendisi de şehre çok uzak okulundan, bütün gün bir simit bile yiyemeden, yorgun gelmişti. Evdekiler yemek yemeye hazırlanıyorlardı, teyzeleri, kızları, eşleri, annesi, ablası ve kendisi de iliştiler sofraya. Köfte, patates yapılmıştı, teyzesi ve eşi durmadan kızlarına sesleniyorlardı, köfte al, daha da al diye. Ablası ve kendisi köfteye çatal uzatmaya korkar olmuşlardı, kendi evlerinde, besleme durumdaydılar. Annelerinin umurunda değildi, niye benim çocuklarım yiyemiyor köfte diye sormuyordu, sanki hiç duymuyordu.


        Ama yemek bitince sofrayı toplamak, bulaşıkları yıkamak ablasına ve kendisine düşmüştü. Ona kalsa yer yerinden oynardı ama ablası o kadar düşkündü ki annesine ne yapsa faydasızdı. O çok yorulmasın diye ablasına yardım etmek zorundaydı.


        Hayatımızın rotasını doğru belirleyebilmek için, kendimizi, gerçeklerimizi iyi tanımalıyız, başka çaremiz yoktur. Büyüdüğünüz topraktan alamadığınız besinler, eksik, güçsüz, yıkık bırakmıştır sizi. Çocukluğu karanlığa teslim olanların gözleri kör olur aslında, sonra güneşin yanına bile bıraksanız gülmez yüzleri, açılmaz gözleri.


        Gece boyunca arada gözlerini açıp, sert adama bakarak uyudu, ama korkmadan, kaygı duymadan. Sert adam ateşi hiç söndürmedi, arada gelip üstünü örttü, bazen gözünü açtığın da sevgiyle kendisine bakarken yakaladı gözlerini.


        Her zaman inanırdı ki eğer sevdiğiniz adam, siz uyurken üstünüzü örtüyorsa sevgisinde samimidir, çünkü rol yapacak bir çift göz olmadan yapıyordur bunu yani sadece, özendiği için, sadece düşündüğü için.


        Sabah erken saatte toparlandılar, ateşi söndürdüler ve yola koyuldular. Sert adam önde o arkada, ağaçların arasında yürüyorlardı. Yolu bildiğini söylemişti sert adam o yüzden telaş etmeden, hedefe doğru, sakin gidiyorlardı. Hava serindi, hafif, güzel bir rüzgar konuşuyordu yapraklarla, arada saçına gelip, duyduklarını anlatıyordu.


    - Neden, beni kaçırıp, kötü davrandığı halde doktora yardım ettin, diye sordu birden sert adama.


        Önde yürürken durdu, hafifçe arkasını dönüp baktı kendisine sert adam,


    - Açıklamıştım, aile bana emanet etmişti demiştim.


    - Ne yaparsa yapsın, her zaman yanında olacaksın o halde,


    - Yanında değil, yapılması gereken yardımı yapacağım, hastaneye yatırmalıyım tekrar.


    - Beni öldürse bile onu koruyacaksın değil mi,


        Durdu, sırtındaki yükü indirdi, yanına geldi, karşısında durdu. Eliyle çenesini kaldırdı, ta gözünün içine baktı. Birden ayaklarının altında bir çukur açılmış gibi oldu ona bakarken,


    - Sana zarar veremez artık, onu bir kez bağışladım bunun için, beni anladı, bunun ikincisi olmayacağını, asla olmayacağını anladı, sonuçlarını biliyor.


        Bir dakika öyle kaldılar, ormanın içinde, birbirlerinin gözlerinin irisinde, başka her şeyi umursamadan.


    - Gitmeliyiz dediğinde, çenesini bıraktı, tekrar sırtlandı çadırı, yola koyuldular ama bu bir dakikada, aylardır  birbirlerine yazamadıkları bütün mektupları yazmış, açıp okumuş oldular.


        Çok yorulmuşlardı, en az dört saattir yürüyorlardı ve acıkmışlardı. Güzel bir su kenarı bulunca, mola verdiler, Küçük bir ateş yakıp, çay yaptılar, bir şeyler yediler. Ona bakmaya, tekrar gözlerine yakalanmaya korktu. 


        Kitabının sayfalarından çıkıp kelimeleri ile başka, beyaz bir kağıda tutunabilir miydi, anladı ki sert adam onun için önemliydi. Ama hayat ama içindeki sönmüş volkanlar, ama kaybolmuş sevinçleri, ama bilmediği mutluluk, ama.




ZERRİN TİMUROĞLU

2022


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...