1 Haziran 2022 Çarşamba

İpin Ucunu Bırakmalısın

        Sen, 

        Başka yol bulamadım sana kendimi anlatmanın, mektup yazmaktan başka. Sen de en çok yazmayı seviyorsun, biliyorum. Elinden kağıt, kalem eksik olmuyor. Çevrendekilere göre çok hızlı düşünüyorsun, farklı fikirlerin var sanırım bu yüzden çoğunlukla bütün değerli sohbetlerini yazılarınla yapıyorsun.


        Sen, bir türlü benim için ne kadar kıymetli olduğunu anlamadın. Seni izlerken ki bazen sen farkında olmuyordun izlendiğinin, yağmur yağıyordu eteklerine, başında gök gürlüyordu, şimşekler çakıyordu yürüdüğün yolların üstünde, hiç aldırmıyordun. Duymuyor muydun, görmüyor muydun yoksa kaçıyor muydun bilmiyorum.


        Yolda yürürken, yanından en yakının geçse görmüyordun, o kadar yolda gibi, o kadar kafanın içindeydin.


        İnsanlarla aran hiç iyi değil, neden, benim bu konuda fikirlerim var ama sen kabul etmezsin söylesem, çok zekisin bu yüzden doğru fikirleri bile bir tartışmada küme düşürebiliyorsun.


        Senin birine değer verip, hayatına dahil etmen, onunla beraber yürümen neredeyse, uzay gemisi Atılgan'ın içinde olmak, galaksilerde dolaşmak kadar ütopik. Yalnızlığın bile yalnız senin, pek görülmüş şey değil bu aslında.


        Doktorla beraber bir şeyler yaparken nasıl kıskandığını biliyorum, bu hem hoşuma giden bir his oldu hem korkutucu, kararların keskin, acaban hiç yok. Kendine zarar versen bile kararından dönmüyorsun.


        Bir süre buralarda olmayacağım, doktoru memlekette bir hastaneye yatıracağım, umarım iyi olur ve benim peşimi de bırakır. Ama onu böylece, yalnız bırakamam, 


        Sakın ben yokken okuldaki öğretmen arkadaşınla gezip, tozma, şunu bil ki kıskançlık benim hiç frenleyemediğim bir arabadır.


        Ve yazılarında geçmişini anlatırken bazen yorma kendini. Geçmişi, bir uçurumda ona tutunarak çıktığın ip gibi düşün ve bırak gitsin, kaybolsun sonsuz çukurlarda.


        Hala sana nasıl seslenmem gerektiğini bulamadım, bu seferlik yine, nefesim diyorum. Lütfen sana yaptıklarından sonra doktorla ilişkimi kesmediğim için bana kızma. geçen mektubum da tam tersini söylemiştim ama benden başka kimsesi yok. Onu öylece bırakmak zalimlik olacak. Hoşça kal, yakında görüşeceğiz.


        İkinci mektubu da bir çocukla göndermişti eve. Tam evden çıkmak üzereydi, deniz kıyısındaki çay bahçesine gidecekti, aldı mektubu, kapıyı kapattı, kilitledi. Deniz dalgalıydı bugün biraz, ama hareketlilik hoşuna gitti. Limonlu çayını söyledi, mektubu açıp okudu.


        Bitirdiğinde yüreğinde derin bir bıkkınlık hissediyordu. Bir taraf seçmişti sert adam ve bunu en ufak bir kararsızlık duymadan ona iletmişti. Nedeni ne olursa olsun kendisini kaçırıp, eziyet eden doktoru seçmişti, demek ki onun için çok değerliydi. Ailesi istedi filan komik savunmalardı bunlar. Ölebilirdi o kargaşada, hala sokağa her çıkışında arkasına bakıyordu sık sık sanki izleniyormuş gibi hissediyordu. Ve bu olayın üzerinden henüz bir hafta geçmişti. Rapor almış olmalıydılar doktor kadına yoksa serbest kalamazdı herhalde. Sert adam ben ilgilenirim her şeyle deyince arkadaşları güvenip ona emanet etmişlerdi davayı.


        Dalgalar, sonsuz kere vuruyordu kıyıya, sonsuz kere değişmeden, hep kaygıyla, hep olacak olana göz yumarak.


        Çayını içti, ikincisini istedi, akşama kadar bu masada oturacaktı, kıpırdamaya niyeti yoktu, kıpırdarsa, eteğindeki son mutluluk kırıntılarının yere dökülüp kaybolmasından korkuyordu.


        Çantasından kitabını çıkardı, Anton Çehov’un “Kime Anlatsam Kederimi”. Kitabın arkasında yazan yazıya vurulmuştu okuduğunda hemen almıştı. Zaten Anton Çehov, okumaktan hiç bıkmadığı, büyük yazar. Şöyle yazıyordu kitabın arkasında; 


        Dağın birinde bir bilge kişi yaşarmış. Herkes tarafından sevilirmiş. Gençlerden biri, bilgenin bilgeliğini kabul etmeyip maskesini düşürmek istemiş ve bir plan kurmuş. Küçük bir kuşu avucunun arasına yerleştirmiş ve bilgeye sormuş:


    -Söyle bilge, avuçlarımın arasındaki bu kuş, ölü mü, diri mi.


        Bilge şöyle bakmış ve demiş ki,


        -Evlat! Ölü desem avuçlarını açıp kuşu uçuracaksın, diri dersem sıkıp öldüreceksin. Ellerinde yaşam ve ölümü birlikte tutuyorsun, gel bu kararı bana verdirme, kendin ver!


        Sert adamın yaptığı da aynen buydu işte, asla kabul etmeyeceğini bildiği bir karar almıştı ve mektupla, bu kararı kendisine yüklemeye çalışıyordu.


        Uzun uzun maviliğin kıpırtılarına baktı, çayını içti, kararını zaten çoktan vermişti, avuçlarını açtı kocaman, küçücük bir kuş havalandı, özgürlüğüne, yaşamaya doğru ellerinden.



  ZERRİN TİMUROĞLU

  2022 


   







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...