Leo Buscaglia der ki; eğer sizi görmezlikten gelmeyen, varlığınızı kabul edip size sarılabilen bir kişi varsa, varsınız demektir.Ve devam eder, insan olmak, unutmak demektir; duvarlara çarpmak demektir; yanlış odalara girmek demektir; asansörde yanlış katta inmek demektir.
Yakınlık kurmaya çalışmak bir risktir. Acı verebilir. Öte yandan, kendinizi görebilmenin ve geliştirebilmenin tek yolu da budur.
Gece zor geçmişti, hem geriye gelirler korkusu hem sert adamın yarası artık iyice saçma bir hal almaya başlamıştı bu olay.
Anlamıyordu, bir insan, kendisini değil başkasını seviyor diye birini öldürmeyi nasıl düşünebilirdi üstelik, öylesine bir anlık öfkeyle filan değil, basbayağı planlayarak, günlerce izleyerek. Üstelik iki iyi eğitim almış insanı da kandırarak.
Gün ışır ışımaz çıkmışlardı yola. Sert adam çok solgun görünüyordu, kan kaybetmişti. İkisinin de morali darmadağın olmuştu. Bu son saldırı içlerindeki bütün temel kolonları yıkmıştı. Birden uzaktan araba sesi duydular. Birbirlerine baktılar, sevindiler, yola yaklaşmışlardı galiba.
Hemen cebinden telefonu çıkarıp birilerini aradı sert adam, az sonra konuşuyordu, yola çıkabilecekleri yeri yaklaşık olarak tarif ediyordu, yaralı olduğunu, ona göre tedbirli olmalarını söylüyordu.
İşlek bir yola yaklaşıyorlardı galiba, arabaların uğultusu artmıştı. Küçük bir tepenin üstünden yolu gördüler. Sert adamın elini tuttu, yük kendi sırtındaydı bu yüzden zorlanıyordu, toprakta kaya, kaya indiler yola. Geçen arabalardan insanlar merakla bakıyorlardı onlara. Ama korkulu bir merak değildi bu, çünkü bu yörede kamp kurmaya gelen çok insan olurdu.
Sert adam tekrar telefonla aradı adamlarını, bir kaç dakika sonra, siyah bir minibüs durdu önlerinde, iki genç adam indiler, benim yükümü aldılar, sert adamın koluna girdiler. İlk önce ben bindim, ardımdan sert adam zorlanarak bindi arabaya. İçerde bir başka adam daha vardı, hemen sert adamın omzuna yöneldi, giysileri kesti, yarayı açtı.
- Biraz mikrop kapmış, iyi ki daha fazla gecikmediniz dedi.
Arabanın içinde mutlak bir sessizlik vardı. Hiç kimse konuşmuyordu, ne soru soruyordu birileri, ne bir şey anlatan vardı. Yaranın bakımını yapan adam, işini bitirmeden önce sert adama fısıldayarak bir şeyler söylemişti. Her ne ise bu duydukları, sert adamın hiç hoşuna gitmemişti.
Araba durdu, kapı açıldı, sert adam indi, bana elini uzattı, tuttum indim ona ağırlığımı vermeden. Nerede olduğumuzu anlamaya çalışıyordum. Kasabaya gelmemiştik, yaklaşmıştık ama daha yolumuz vardı.
Önünde durduğumuz, ahşaptan yapılmış, bahçesinde rengarenk çiçekleri olan, kapısına kadar olan yolu parke taşlı, bakımlı, güzel bir evdi. Kapısı açıldı ve kendilerine doğru koşan beyaz önlüklü, yaşlı bir kadın sert adamın önünde durdu, merakla iyi olup olmadığını sordu, yapabilse boynuna sarılacaktı. Belli ki çok uzun zamandır tanıyordu.
- İyi misiniz efendim,
- İyiyim dadı, merak etme iyiyim, açız, yorgunuz, üşüdük.
Kadın içeriye davet etti hemen. Kapıdan içeri girince, sert adamın dünyasının kendi yetiştiği koşullardan çok farklı olduğunu anladı hemen. Yüreği burkuldu, bir an kendini dipsiz bir kuyuda, sonsuz maviliklerin ortasında tek başına buldu. Kapanmaz araların varlığı acıttı içini.
Dışardan da güzeldi ev ama içerisi, bu dünyada sahip olamayacaklarımızın bir sezonluk gösterimi gibiydi. Sert adam, şöminesi yanan, çok rahat, geniş, beyaz koltuklarla döşeli, şöminesindeki alevlerin içinizi ısıttığı, geniş pencereli odaya götürdü onu elinden tutup.
- Bir şeyler yiyelim, dinlenelim sonra yatacağın odayı gösterecekler, bu gece çok iyi uyumalısın, iki gündür perişan oldun.
- Zaten ben de öyle düşünmüştüm, ikimiz de çok yorgunuz.
O sıcacık odada, rahat koltuklarda, etrafınızda pervane gibi dönen hizmetçilerle, güzel yiyeceklerle karınlarını doyurdular. Hiç konuşmadılar. Sert adamın gözlerinden akan sevginin sularına bıraktı kendini, o odada sonsuza kadar yaşamak istedi. Kendisinin bu kadar değerli bir şeyi yaşıyor olmasına şaşırıyordu, hayatı hep düşüş hep düşüşlerle geçmişti, birinin onu bu denli seviyor olmasına katıla katıla ağlamak istiyordu.
Yemekten sonra onu yatacağı odaya götürdüler, yatağın üzerinde temiz eşofmanlar vardı. Bir duş alıp, temiz giysiler giydi, tam yatacakken kapısı vuruldu. Sert adamdı. O da temizlenmiş, yeni giysiler giymişti, geldi ve birdenbire ona sarıldı.
Sımsıkı, bağrına bastı, saçlarını kokladı,
- Seni seviyorum, sakın unutma dedi, gözlerini, gözlerimin içine akıttı, ben de sarıldım, hatta hep böyle kalabilsek diye geçti içimden, daha çok sarıldım. Kollarımdan tutup yüzüme baktı,
- Hadi yat, dinlen artık, korkma on adam kuş uçurtmazlar, nöbetteler dedi. Ben de yatacağım.Yatağa yatınca, üstümü örttü, öptü ve ışığı söndürüp çıktı.
O kadar yorgundu ki, hemen uykuya dalmadan, Leo Buscaglia’nın yazdıklarını düşündü yine; yakın ilişkilerin bir risk olduğu, acı verdiği, sizden çok şey isteyeceği, değişim gerektireceği, en derin duygularınızı açığa çıkarıp, kimi zamanlarda sizi çok mutsuz edeceği doğrudur. Ama, yakınlık dışındaki tek seçeneğiniz, umutsuzluk ve yalnızlıktır.
ZERRİN TİMUROĞLU
2022
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder