13 Ağustos 2022 Cumartesi

Deniz Kızları

        Sanki kapı çalınıyordu, sonra derin suların öfke biriktiren uğultusu ya da o derinlerden atılan yabani çığlıklar, hangi ses bilemeden açtı gözlerini. Şaşkındı hala sert adama sarılmış, onun güvenli sıcaklığında ağlıyordu, öyle gibiydi.

        Yatak odasının koyu kırmızı perdelerinin, loş aydınlığında gözleri yatağının karşısındaki büyük dolaba takıldı, yatağının yanındaki tuvalet masasına kaydı bakışları, nasıl olur bu diye düşündü, az önce iki balık adam denizde öldürmek istemişti onu.

        Kendini toparlayıp kalktı, ev telefonu hız kesmeden çalıyordu hala. Salona geçti, açtı telefonu,


    - Efendim,


    - Merhaba, dedi sert adam, neden geç açtın, cebinide aradım, cevap vermedi, öldüm meraktan.


        Gerçekten çok endişeli geliyordu sesi,


    - Merak etme uyuya kalmışım, çok ilginç rüyalar görüyordum, bir türlü toparlayamadım kendimi, sen ne yaptın, hallettin mi işlerini, ne zaman dönüyorsun,


    - Bu akşam uçağı ile dönüyorum, nasıl rüyalardı bunlar, sesin titriyor,


        Sert adamın endişesi onu hem mutlu etti hem tedirgin. Çünkü birden çok kişi bir konu üzerinde, ayrı, ayrı yerlerdeyken endişe duyuyorsa, korkulacak çok şey var demektir gerçekten.


    - Denize gitmiştim dedi öğretmen, neredeyse boğuluyordum beni sen kurtardın son anda,


        Bir an ikisi de konuşmadı. Telefonun diğer ucunda sert adamın kendi kendine söylendiğini, belki de küfrettiğini duydu.


        Bugün ne yapacaksın,


    - Şimdi hazırlanıp denize gideceğim, dedi öğretmen, denizi çok özledim. Sonra biraz pazara uğrayıp, çay bahçesinde kitap okuyacağım, öyle işte.


        Sert adam,


    - Şaka mı bu, sakın yüzme,


    - Tamam,


    - Ciddiyim, sakın dedi sert adam, şimdi gitmem gerekiyor, birkaç kişiyle buluşacağım, uçağa binmeden ararım, dedi. Cebini lütfen kapatma, öpüyorum, hoşça kal.

    

    - Tamam dedi öğretmen, sen de dikkatli ol, habersiz bırakma beni olur mu,


    - Tamam, dedi sert adam, e bir şey söylemeyi unutmadın mı,


    - Ben de öpüyorum, hoşça kal dedi öğretmen kendi kendine gülümseyerek.


        Kahvaltı yapmadan, hızlıca hazırlanıp çıktı, rüyası o kadar gerçek gibiydi ki etkisinden kurtulamamıştı hala. Yine de sahile gitmeye kararlıydı, hasırını serip kumların üstüne, dalgaları dinlemek, maviliğin içine fırlatıp gözlerini, yasaklamak istiyordu başka bir şeye bakmalarını, derinlere rehin vermeye hazırdı bakışlarını.


        Hızlıca bir peynirli sandviç hazırlamıştı kendine, küçük termosa çay yapmıştı. Küçük bir şişe soğuk su almayı da ihmal etmemişti. Plaj uzaktı her yere, yiyecek, içecek yoktu yakınlarında


        Minibüse binip, denizi seyretmeye başladığın da, bayağı acıktığını anladı. Rüyaları genel olarak çıkardı, yani sezgileri kuvvetli idi çocukluğundan beri. O yüzden mayosunu içine giydiği halde yüzmeye niyeti yoktu. Doktor kadının ne yapacağı belli olmazdı.


        Deniz muhteşemdi, tıpkı rüyasındaki gibi tenha idi plaj, rüzgar sizi memnun edecek kadardı, ne yüzmeyi zorlaştıracak kadar hareketli kılıyordu denizi, ne sakinliği ile bir havuz tatsızlığında bırakıyordu maviliği.


        Bir şemsiyenin altına yerleşti, sandviçini yiyip, çayını yudumlamaya başladı. Seyrettikçe sakinledi yüreği, rüyayı filan unuttu. O kadar gizemliydi ki denizlerle insanlar arasındaki iletişim. Hani güneşli bir günde gölgesiz kalamazsınız ya eğer açık alandaysınız, denize  bakarken de öyle bir duygu vardır, bizim dışımızda, karşı koyamadığımız bir teslim oluş.


        Kahvaltısı bitince kitabını çıkardı çantasından, gene rüyası geldi aklına, elini suya daldırıp aradığı o parlak şey neydi acaba, cevabı bulamadan uyanmıştı. Bir şeyi simgeliyordu kesin ama neyi.


        Ayağa kalktı, denize yürümeye başladı, buraya kadar gelmişti, en azından, derinlere gitmeden, bir dalıp çıkmak istedi denize. Yürüdü, dizlerine kadar olan yere gelince daldı suya, serinlemişti. Yüzmeyi de çok özlemişti. Tekrar doğruldu denizin içinde, sahilde kimse kalmamıştı, denize döndü tekrar, derinlerden bir fısıltı geliyordu sanki, denizin içinden parlak bir şey yaktı tuzlu gözlerini, eğildi almak için, kalkamadı, arkasından, kafasına bir darbe almıştı, karardı gözleri, bu gerçekti.


        Deniz kızları var mıydı, şarkılarını duyan olmuş muydu. Yoksa o gördüğü parlak şey denizin kumlarına gömülen bir deniz kızının saçlarına taktığı tokası mıydı.Deniz kızları hayatın bütün sırlarını biliyor ve susuyorlardı belki, şarkılarını söylediklerinde mi teslim alıyorlardı gözlerimizi.


        Sahilde, bir boş şemsiyenin altında bir telefon çalıyordu, çalıyordu.



ZERRİN TİMUROĞLU

2022

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...