6 Ağustos 2022 Cumartesi

Gerçek

        Gerçekten istediğimiz nedir hayattan. Bu o kadar önemli bir sorudur ki kendimize sormamız gereken ve cevabını, yalansız, çok iyi düşünerek vermemiz gereken.

        O gün hava çok güzeldi, uzun zamandır denize girmemişti ve yüzmeyi çok özlemişti. Hafta içi olduğu için plajlar kalabalık değildi, hazırlandı, havlusunu, hasırını, şapkasını, kitabını aldı, gitmeyi düşündüğü plaja giden minibüse yetişmek için telaşla çıktı evden.


        Sert adam iki gün için memleketine gitmişti, ablası çağırmıştı, doktor kadınla ilgiliydi herhalde, Zaten sert adamın da kardeşinin ölümüyle ilgili bazı bulgularla ilgili adamlarını görmesi gerekiyordu memleketinde, akşam uçağı ile gitmiş, bir saat sonra telefon etmişti vardığına dair. Çok dikkatli olması için uyarı üzerine uyarı yapmıştı giderken.


        Plaj yaklaşık bir saat uzaktaydı minibüsle, cam kenarında oturup, yol boyunca rengi değişen denizi seyretti. Böyle, sakin bir arabada, güzel bir günde saatlerce yolculuk etmek isterdi, bir tarafında   tutkuyla sevme nedenimizi tam olarak bilmediğimiz deniz, bir tarafında yeşil rengiyle hayatı kanıtlama çabasındaki ormanlar.


        Gerçekten ne istiyoruz hayattan, gerçekten istediğimiz nedir. Gözleri doldu bu soruyu sessizce kendisine sorarken. Bu soruya coşkuyla cevap verebileceği, dürüstçe cevap verebileceği, bunu gerçekten düşünmüş olabileceği bir ülkede yaşamamıştı.


        Bir filmde duymuştu bu cümleyi, şaşırmıştı. Nasıl insanlar bunlar diye günlerce düşünmüştü. Doğduğu evde, çevresinde, okuduğu okullarda, gezdiği çarşılarda, komşularında, yani yaşadığı ülkede, tanıdığı, bildiği hiçkimsenin, kendilerine böyle bir soru sorduğuna tanık olmamıştı, duymamıştı. 


        Soru sormak için kitap okumak gerekiyordu, merak etmek gerekiyordu, sen olman gerekiyordu ki bu ülkesinde çok zordu. Bir zaman önce gittiği bir kafede, bir masada yaşlıca bir kadın, kitabını açmış okuyordu, hiç bakmıyordu etrafına, dalmıştı. Çevredeki kadınların, erkeklerin içinde bir o okuyordu, yalnız o. Sanki bir ayrık otu gibi koparıp atmak istediklerini hissetmişti kadını, kendilerine benzemeyen herhangi bir şeye asla tahammülleri yoktu.


        Plaja varınca, hasır şemsiyelerden, boş olanlarından birinin altına yerleşti, üstünü çıkardı, hemen yüzmek istiyordu, sonra güneşlenirdi.


        Tahmin ettiği gibi beş, altı şemsiye altı doluydu, kalabalık yoktu. Eşyalarının üstüne, orta büyüklükte, beyaz, temiz bir taş bulup koydu, denize yürüdü.


        Deniz sakindi, su pırıl, pırıl, her adımında yükseliyordu su, gözleri daha iyi görüyordu, kumların yalancı uzaklığında parlayan bir şey vardı. Eğildi, daldırdı elini kumlara bulamadı hiçbir şey, çekti elini baktı, yine orada parlıyordu, yine aradı kumları, yoktu, devam etti.


        Uzaktan, kıyıdan bakanlar, güneşin altın sarısına boyadığı denizde yürüyen o kıza bakıyordu, arada eğilip, elini suya daldıran, sonra yine yürüyen, sonra yine denizin kumlarında bir şey arayan. Kız yüzmeye başladığın da kıyıda kimse kalmamıştı, dönme zamanıydı, yarın belki yine yüzebilirdi.


        Hemen çıkmadı denizden, kıyıdan açıldıkça, derin bir özgürlük sevinci yerleşiyordu yüreğine, elini öyle sıkı tutuyordu ki bu duygu, bir yosun olmak istiyordu denizde. Sırt üstü yatmış, hafif dalgaların beşiğinde salınmaya bırakmıştı kendini.


        Masmavi gökyüzü bomboştu, kulaklarına denizin derinliklerinden gelen gizemli sesler ulaşıyordu. Koskoca denizde, kocaman plajda bir kendi varlığının olması garip hissettiriyordu ona ama yine de çok mutlu hissediyordu kendini.


        Bir an biraz ötesinde, sanki kocaman bir balığın, tıpkı yunuslar gibi suyun yüzeyine atlayıp tekrar suya düşmesi gibi bir hareket gördüğünü sandı. hemen denizde dikeldi, etrafına bakındı, göremedi balığı, huzursuz oldu. Kıyıya baktı, çok açılmış olduğunu anlayınca, kulaç atmaya başladı. 


        Ama kendi oluşturduğu su şıpırtılarından başka sesler duyuyordu artık, on metre arkasında, iki balık adam gördüğünde korkudan ne yapacağını bilemez haldeydi.


        Gerçekten ne isteriz yaşamımızda, mesela kiminle evlenmek isteriz, nasıl bir insanla mutlu oluruz. Gerçekte kaç kadın, kaç kız samimiyetle sormuştur bunu kendisine. Seçme şansı olmayanların zaten böyle bir soruyu bilmesi bile gerekmezdi. Yani ağlara takılan bir balığa artık deryaları sormak acımasızlık olurdu.


        Balık adamlar hızla yaklaştılar ona, biri elini uzatıp, saçlarından yakaladı onu ve kuvvetle bastırarak, başını suya soktu. Nefes alamıyordu, çırpınıyordu ama nafile. İkinci balık adam da gelmiş o da arkadaşına yardım ediyordu.


        Sonunun böyle olacağını hiç düşünmemişti, bu iki güçlü adamdan kurtulması mümkün değildi. Suyun berraklığında, yine kumlarda parlıyordu bir şey sanki. Son nefesini verirken göreceği son şey ne olduğunu merak ettiği bu parlak cisim olacaktı demek ki.


        Saniyeler içinde düşündüğü, öldürünce, adamların onu denizde bırakıp bırakmayacakları oldu, balıklara yem mi olacaktı yani.


        Ölmek için erken değil miydi, daha nasıl bir hayat yaşamak istediğini bile düşünmemişti. Gerçekte nasıl bir insanla evlenmek istediğini, yaptığı işi sevip sevmediğini, nasıl bir ülkede yaşamak istediğini bile düşünmemişti, yani hayattan ne beklediğine karar verememişti henüz.


        Bilincini kaybetmek üzereydi, birden saçlarını tutan elin gevşediğini, ona yardım eden elin de uzaklaştığını hissetti. Denizin üzerinden bir elin uzanıp kendisini yukarıya çektiğini, bir yelkenlinin zemininde kalp masajı yapıldığını, ona suni solunum yapan kişinin korkunç telaşını, korkusunu duydu.


        Gözlerini açtığında  yüzünün bir kaç santim ötesinde, gözyaşlarına boğulmuş sert adamın yüzünü gördü, bir dakika sonra, sert adama sıkı, sıkı sarılmıştı. O kadar sıkı sarılmıştı ki sanki ayrılırsa ölecekti, hayattan isteği şeylerden birini artık kesinlikle biliyordu.



ZERRİN TİMUROĞLU

2022

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...