2 Eylül 2022 Cuma

Kabullenmek

        Kapısı çalmaya devam ediyordu, ardında sert adamın sesini duyuyordu, açması için yalvarıyordu, onu çok merak ettiğini, neden böyle davrandığını soruyordu.

        İşte böyle bir noktaya geldiğinde asla tepki vermeyeceğini biliyordu öğretmen. Sanki başka bir dünyaya geçmiş gibi yabancılaşıyordu her şeye, bütün umutları mı tükenmiş oluyordu, çok mu yorgun hissediyordu kendisini, yoksa güven duygusunu kırıntısı bile kalmıyor muydu gönlünde. Hazır oluyordu bütün savaşlara ama baştan ölümü kabullenerek.


        Pikeyi başını örtecek şekilde örtünmüştü, içinden, sert adamın bir an evvel gitmesi için dua ediyordu. Bu doktor kadının oyunları, bu karmaşa, zaten çok hassas bir terazide ölçtüğü yaşam sevgisini, sevincini yere dökmüş, toza karıştırmış yok etmişti, uğraşmak istemiyordu. Sert adamla bir daha konuşmak istemiyordu, bir daha doktor adını duymak istemiyordu.


        Kapı sesine başucundaki telefonun seside eşlik ediyordu arada. Bekledi, bekledi ama ne kapının ne telefonun sesi kesildi. Pikeyi başından çekti, yatakta oturdu arkasına yastıkları dayadı, telefonu aldı, açtı,


    - Neden açmıyorsun kapıyı, neden, ne oldu diye endişeyle bağırıyordu sert adam, iyi misin.


    - İyiyim dedi, sadece beni dikkatle dinlemeni istiyorum. Kapıyı açmıyorum çünkü seni bir daha asla görmek istemiyorum,


    - Ne, kendinde değilsin sen ne oldu, ne yaptılar sana, polisler iyi olduğunu söylemişlerdi  diye bağırdı sert adam.


    - Lütfen benim sözümü kesmeden dinle, yorgunum, ama seninle konuşmazsam kapıdan gitmeyeceksin diye son enerjimi harcıyorum. Artık bitti, ne eski karın doktor, ne senin ondan almayı düşündüğün intikamın, ne onun kandırdığı arkadaş sandıklarım, hiçbiriniz beni ilgilendiriyor. Bıktım, en küçük zerreme kadar bıktım. İstediğini yapabilirsin sen de, ister ayrılırsın, ister birleşirsin, ister intikam alırsın. 


    - Sen ne dediğini bilmiyorsun dedi, sert adam,


    - Ben her zaman ne dediğimi bilirim, eğer şu kadar zamanda beni tanıdıysan asla böyle bir kararı öylesine söylemeyeceğimi anlamış olman lazım, hoşça kal, lütfen ne telefon et bir daha ne kapımı çal. Şimdi yatacağım.


        Telefonu kapatıp komidinin üstüne  bıraktı, kapıda artık çalmıyordu. Yastıklarını düzeltti, pikeyi beline kadar çekti, sağına döndü, kıvrıldı, gözlerini kapattı.


        Masmavi bir gökyüzünün altında, papatyaların, gelinciklerin toprağı baştan başa süslediği, rüzgarın hafif, hafif estiği, sessiz, çığlıksız, endişesiz bir yerde boylu boyunca uzandı yere. Papatyaların keskin kokusunu çekti içine, arıların vızıltılarını duydu, önce endişelendi sokarlar mı diye sonra hiç umursamadan yumdu gözlerini. Güneş sıcak ama yakmayan kollarını dokundurdu yüzüne belki bir teselli gibi.


        Öğretmen yorgunluğuyla derin bir uykuya dalarken, sert adam kapının önünde, işittiklerinin üzüntüsüyle dona kalmıştı. Evet dediği doğruydu öğretmenin, o hiç şakadan anlamıyordu ve kendisi de hiç şaka yapmazdı. Onsuz yaşamak istemiyordu sert adam ne var ki öğretmenin karakteri çok sertti. Hatta o kadar ki kendisi de değiştiremezdi, gönlüne söz geçiremezdi öğretmen.


        Sanki coşkuyla, neşeyle akan bir nehir bir anda yatağını değiştirip, başka bir yöne akmış gibi onu kaybetmişti. Kapıdan uzaklaştı, merdivenleri indi, sokağa çıkınca dönüp tekrar baktı öğretmenin evine. İçinden, senden asla vazgeçmeyeceğim dedi, zor olacak ama vazgeçmeyeceğim. Karşı kaldırımın önündeki arabasına yürüdü, bindi, hemen arkasında duran arabadaki adamlarını aradı telefonla, hiçbir yere ayrılmadan beklemelerini, dikkatli olmalarını söyledi.


        Kasabanın merkezindeki bürosuna geldi, çok güzel bir binaydı ve ofisi de çok büyük, güzeldi. Akşam olduğu için güvenlik açtı kapıyı, selam verdi, odasına girip, büyük masasının, rahat, geniş koltuğuna attı kendini, başını arkaya yasladı, yumdu gözlerini, ışığı yakmadan bir iki dakika böyle kalmak istedi.


        Güvenliğin sesini duyduğun da ofisin kapısının önünde, dışardan gelen ışıkla tanıyamadığı birinin içeriye girmek üzere olduğunu gördü. Güvenlik,


    - Özür dilerim efendim engel olamadım diyordu, doktor kadın karşısında duruyordu.


        Yaşamanın en önemli eğitimi kabul etmek üzerinedir. Değiştiremeyeceğiniz şeyler vardır ve tek çareniz bunu kabul etmektir. Bunlar sevdiklerimize dair şeylerse büyük bir gerekliliktir bu. Sevmediklerimize ait şeylerse istemesekte boyun eğeriz. Tercih hakkımız yoktur, elimizde ne kalem, ne makas, ne fırça ne boya vardır sadece kabul etmemiz gerektiğini bilen beynimiz vardır.


        Yaşamayı ciddiye almamak gibi bir seçeneğimiz yoktur, görmemezlikten gelme keyfiyetimiz yoktur, bütün savaşlara hazırızdır hem de ölümü kabullenerek.



ZERRİN TİMUROĞLU

2022


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...