9 Eylül 2022 Cuma

Seçimlerimiz

        Sert adam koltukta öfkeyle doğruldu,

    -Ne işin var burda diye sordu doktor kadına.


        Kot pantolonunun üzerine mavi bir tişört ve beyaz bir ceket giymişti doktor. Sarı, uzun saçlarını omuzlarına serbestçe bırakmıştı, beyaz, topuklu ayakkabıları ile olduğundan uzun görünüyordu. Teni pürüzsüz, beyazdı, mavi gözleri sert adama hem sevgiyle, hem özlemle hem büyük bir tedirginlikle bakıyordu. Sert adamın ağzından çıkacak iyi, sevecen bir söze hasret bakışlarıyla öylece duruyordu kapının önünde,


    - Vazgeçmeyeceğim, seni o öğretmene bırakmayacağım, hata yapmana engel olacağım dedi.


        Sert adam oturduğu yerden, içindeki nefreti bastırmaya çalışarak, bezgin baktı doktora. Ne söylese faydası olmayacaktı, geçen yıllar boyunca anlamıştı bunu. Doktorun çevresi çok genişti, hastaneye de yatırsa çıkıyordu, polise şikayette etse çıkıyordu. Tek çaresi öldürmek gibi geliyordu bazen, öyle bunalıyordu ama kardeşini öldürdüğünü ispatlamaya mecburdu, sabırlı olmaya mecburdu.


    - Sana acımamak mümkün değil dedi doktora, bu kadar güzel, eğitimli, zengin ve başarılısın ama seni hiç sevmemiş ve sevmeyecek birinin peşinde hayatını mahvediyorsun, neden.


        Doktor masaya yaklaştı, ordaki koltuklardan birine oturdu,


    - Ama benimle evlendiğinde böyle düşünmüyordun. dedi, sert adama.


        Sert adamın yüreğinde bir fay kırıldı, boğazında düğümler sıkılaştı, gözlerinde değiştiremeyeceği her şey için biriken pişmanlıklar vurdu kıyılarına,


    - Bu hayatımın en büyük hatasıydı, seninle evlenmek yaptığım en büyük yanlış oldu dedi.


        Doktor kadın yine öylece oturmaya devam etti, kendisine söylenen bu sözlerin ağırlığı hiç etkilememişti onu. Belli ki sert adamın söylediklerinden çok onu sadece kendi yalan cevapları yönetiyordu.


        Sert adam,


    - Niye geldin, gitmezsen ben gideceğim, seni görmeye tahammül edemiyorum dedi.


        Doktor,


    - Benimle inatlaşmaktan vazgeç yoksa yazık olacak öğretmene dedi ve kalktı, kapıya yöneldi, garip ama mavi gözlerine dalgalar uğramıştı.


        Çıkıp gitti. Sert adam koltuğun arkasına dayadı başını, sanki bir depremden kurtulmuştu, ama tamamen değil. Sanki bir selden kaçmıştı ama uğultusu hala kulaklarındaydı.


***


        Güneş yemyeşil ağaçları, masmavi, çarşaf gibi durgun denizi, toprak yolları, caddeleri aydınlattığın da öğretmen çoktan kalkmış, kahvaltısını yapmış, balkonda çayını yudumluyordu. Bir yandan da mektup yazıyordu sert adama. Ona iyice anlatmak istiyordu, en ufak bir umut kırıntısı bile olmadığını beraber olmalarına, inandırmak istiyordu.


        Hiç bu kadar karasız kalmamıştı yazmakta. Çocukluğundan beri yazardı her yerde, sınıfta, kafede, parkta, sahilde, otobüste, her yerde. Mutlaka bir küçük defteri olurdu yanında. O defter en iyi arkadaşıydı, kızdıklarını da ona yazıyordu, sevindiklerini de, korktuklarını da. Bir çok travmasını bu sayede ehlileştirmişti, bu küçük, sadık, vefalı dostuyla, defteri ile.


        Başladı mektubuna,


        Size nasıl hitap edeyim bilemedim diye yazdı en üste,


        Bu yazdıklarım sizi kızdıracak sanırım ama başka çarem kalmadı. Ben zaten hayatı kolay geçmiş biri değilim, yani mücadelem ancak standart dertlerle sınırlı kalmalı. Doktor kadın gibi biriyle mücadele edemem, çünkü onun kadar yaşamayı sevmiyorum ve onun kadar sizi de sevmiyorum. Ben düşündüm, asla onun gibi sizi kazanmak için uğraşmazdım, deli mi değil mi bilmiyorum, kardeşinizi öldürdü mü öldürmedi mi bilmiyorum. Ama bir zamanlar onu sevdiğinizi ve evlendiğinizi biliyorum.


        Ben ve doktor çok farklı insanlarız, dağ ile ova gibi; denizle, nehir gibi; geceyle gündüz gibi; atla, kartal gibi. Hem beni hem onu sevmiş olmanız inandırıcı gelmiyor bana bu yüzden. Birini severken gerekçelerimiz olur bazen bildiğimiz bazen hissettiğimiz. Herkesi aynı anda sevemeyiz, aşık olamayız. Sizin doktorla evlenme gerekçeniz, bana bu kadar aykırı birini, bir zamanlar tercih etmiş olmanız çok garip geliyor bana.


        Belki bu kaçırılmalar olmasaydı, bu sıkıntıları yaşamamış olsaydım farkına varmayacaktım bunların. Lütfen  beni aramayın, sormayın artık, yüreğimde, binbir zorlukla büyüttüğüm çiçekleri ezip, dökmeyin. Size iyilikler diliyorum, beni anlayacağınıza eminim.


        Mektubu zarfa koydu, elleriyle ofisine götürecekti. E-postayla göndermek istememişti, böyle daha inandırıcı olacaktı.


        Mektubu çantasına koydu, evden çıktı. Çok güzel bir gündü, mis gibi deniz kokuyordu bütün dertlere inat. Aklına bir şarkı takılmıştı ama sözlerini parça, parça hatırlıyordu.Telefonundan müzik dinlemek istemiyordu şimdi, doğayı dinlemek istiyordu. Yaprağın hışırtısını, kedinin miyavlamasını, saksağanın ötüşünü, arının vız vızını. Uzaklardan insan sesleri de geliyordu, kendi mahallesi uyanmamıştı daha.


        Bir kum saatine mecburuz, gözlerimiz kayıp giden kumlarda. Bir guguklu saate özlemimiz belki de o kuşu görmek, o sesi duymak yeniden heyecanlanmak istiyoruz belki de. Kendi çığlıklarımız sağır eder bizi, ilk önce onlar susmalı, ilk önce kum saatini durdurmalı.




ZERRİN TİMUROĞLU

2022

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...