Yazmanın kolay olduğu düşünülmesin. Bazen tek bir kelime yazmak, içinizde, bir yerlerde kilitli kapıların kilitlerini kırabilir, yüreğinizde onarılmaz yaralar açabilir. Bu tıpkı çok pahalı ve değerli bir kumaştan elbise dikmek gibidir, eliniz titreyip, makas azıcık kayarsa bütün büyü kaybolur, telafisi olmayacak şekilde kumaş ziyan olur.
Böyle hatalar belki de bütün dinlerde söylenen bir cümleye götürür bizi; Tanrı bir kapıyı kapatırsa, başka bir yerde bir pencere açar. Teselli cümlesi sanılır ama bana göre gizli bir emir vardır sanki içeriğinde; hayatın getirdiklerine uyum sağlayın, sorgulamayın, yeniliklere alışın, der.
Güzel havada, deniz kokusunu içine çekerek, ağaçların hafif esintide fısıldaşmalarına kulak kabartarak yürüyordu. Çantasında sert adama yazdığı mektup vardı. Ofisine götürüp, bırakacaktı, aldığına emin olmak için uzaktan izleyecekti. Doktor kadını artık çok iyi tanıyordu. Emindi, sert adamın ofisinde adamlarının olduğuna, her şeyi yapabilirdi.
Caddenin kenarındaki tozlu, dar yerde yürüyordu. Yokuş aşağı inerken keşke dünya her zaman böyle sessiz, böyle temiz, böyle güvenli görünse diye düşünüyordu.
Çok iyi okullarda okumak, birkaç dil bilmek, zengin olmak, iyi olduğunu düşünmek insanları ne güvenli kılıyordu ne anlamlı yapıyordu. Beyinleri neye şartlanmışsa, bu kolay, kolay değişmiyordu.
Birkaç yıl önce bir öyküsü basılmıştı bir edebiyat dergisinde, sevinmişti, yakın arkadaşlarından biriyle konuşurken, öyküsünü okumak istediğini söyledi. Kendisine gönderilen sayıyı verdi arkadaşına. o da eve götürdü, birkaç gün onda kaldı.
Öyküsünde bir kadının, gizemli hayranı tarafından takip edilmesi, korkusu, sonunda kendisini takip eden kişinin evlilik teklif etmesiyle aydınlanan olaylar vardı. Bütün anlatım, yoğun bir kar yağışı altında, sabahın erken saatlerindeki karanlıklarda, henüz insanların sokaklarda çoğalmadığı zamanlarda gerçekleşiyordu.
Dergiyi geri getirdiğinde arkadaşı, söylediği cümle o kadar şaşırtmıştı ki kendisini, o kadar üzülmüştü ki sevdiği bir insanı yanlış tanıdığına, şimdi bile hayal kırıklığını hatırlıyordu. Arkadaşı; hocam, sana hiç yakıştıramadım bu konuyu demişti. Evleri dolaplar dolusu kitap olan, modern insanlardı. Takip edilen, evlenme teklifi alan bir kadının nesini uygunsuz bulmuşlardı anlayamamıştı. Sormamıştı, çünkü bazı düşüncelerin açıklaması olamazdı ki.
Sert adamın ofisinin bulunduğu binaya gelmişti. Kapılar kapalıydı.Mimarisi değişik, modern bir binaydı, belki de kasabanın en güzel binalarından biriydi.
Camlı girişe yanaştı, belki güvenlik uyanıktır diye düşünüyordu. Elini gözüne siper edip, camdan içeriye baktı. Tam o sırada asansörden çıkan sert adamı gördü, o da görmüştü kendisini. Geri gitmek isterdi ama çok anlamsız olacaktı.
Sert adam koşarak geldi, kapı açıldı,
- Hayrola, bir şey mi oldu, iyi misin, diye telaşla, baştan ayağa inceledi onu sert adam.
Ne diyeceğini bilemedi birden. Buraya gelene dek yolda biriktirdiği tüm huzur, patlamış bir balondaki hava gibi kaybolmuştu,
- Yok hayır, ben bir mektup bırakıp hemen gideceğim, lütfen, alın dedi, çantasından çıkardığı mektubu verdi, arkasını döndü, yürümeye başladı.
Sert adam aldı mektubu, durdu, öğretmenin gidişini izledi, koşmadı arkasından. Belki o da artık bıkmıştı, belki o da artık kimsenin peşinden koşacak gücü bulamıyordu kendisinde, belki sert adam da rotasını değiştirmişti.
Öğretmen binadan uzaklaşınca, sahile inen bir patikaya saptı, bu karşılaşma, bu tepkisizlik kanatmıştı yüreğini. Kumsalda, denize yakın bir yere oturdu, durgundu deniz, sanki meraklı gözlerini ona dikmiş bir şeyler anlatmasını bekliyordu.
Çantasını yanına koydu, dizlerini çekti karnına, elleriyle sardı, yüzünü gömdü dizlerine. Arkadaşının söylediği sözleri seneler sonra çözmüştü, takip edilen ve evlenme teklif edilen kadın yeni eşinden boşanmış bir kadındı, sanırım yakıştıramadıkları buydu. Yani Tanrı’nın açtığı pencereyi gürültüyle kapatmak istemişlerdi.
İnsanlar, o kadar çoklar ki ve o kadar zalim ve o kadar kıskanç.İnsanlar o kadar şey biliyorlar ki, bir tek, hiçbir şey bilmediklerini bilmiyorlar. İnsanlar öyle sahte, öyle bencil ve öyle acımasızlar ki kendilerine benzemeyen herkesi öldürerek, iyiliği yok ederek yaşıyorlar ve öyle çoklar ki.
ZERRİN TİMUROĞLU
2022
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder