28 Aralık 2022 Çarşamba

Umutçu Kız

        Kar öyle güzel yağıyordu ki, usul,usul. Her kar parçası yere sonsuz bir itina ile düşerken gülümsüyordu. Gecenin karanlığına, ışıklarıyla meydan okuyan sokak lambaları, ıssız, soğuk caddeye döktükleri bütün aydınlığa, pişman gözlerle bakıyorlardı. Kimse yoktu ve kahramanlıklarını kimse görmüyordu.

        Yanılıyorlardı, caddeye, karanlık bir sokaktan giren, ayaklarını, yerde iki santim birikmiş karda sürükleyen biri vardı. Üstünde siyah bir manto, ayağında botlarıyla, başına sıkı, sıkı sardığı atkısıyla, ellerini, önünde, birbirine kenetlemiş, ağır ağır yürüyordu.


        Bu cadde yerleşim yerlerine oldukça uzak bir caddeydi. Giysilerinin altında zayıf bir insandı bu ve bir kadındı. Uzun etekliği, mantosunun altından biraz sarkmıştı.


        Caddenin iki yanında karanlık, aç kurtlar gibi bekliyordu sanki. Bir korku topu fırlattılar kadına, es geçti. Bir tane daha fırlattılar, tam o sırada uzaktan bir hayvan çığlığı duyuldu, durdu kadın, korku topu kalbine isabet etti, buz gibi oldu.


        Çok yorgun görünüyordu, az ilerdeki sokak lambalarından birinin yanına gitti, çömeldi yere, sırtını dayadı direğe. Ağzını, burnunu kapatmıştı ama belli ki çok üşüyordu. Kırk yaşlarında vardı. Kapkara gözleriyle gökyüzüne, yalvarır gibi baktı. Ne zaman kesilecekti bu kar yağışı, ne zaman gün ışıyacaktı, ne zaman ısınacaktı biraz.


        Küçükken okuduğu, çok sevdiği,’’Kibritçi Kız’ öyküsünü düşündü, ama onun kibriti bile yoktu, ısınmak için yakacağı.


        Kendi kendine gülümsedi, aklına bir şey gelmişti, kibriti yoktu ama umutları vardı, yakıp ısınacağı. Başladı düşünmeye. İlk önce doğduğu evde kardeşleriyle mutlu olma çabalarını düşündü. Evlat sevgisiyle hiç tanışmamış anne babasıyla, saçma akrabalarıyla yitip giden bütün sevinçlerini, onarılmaz yaralarını düşündü. Önüne doğru uzattı ellerini, boşluğa doğru, sanki düşündüklerini avucunun içine almış gibi kapadı parmaklarını, önünde bir ateş varmış gibi attı hepsini ateşe. Cayır cayır yandılar, hafiflemiş, ısınmış hissetti kendini.


        Sokak lambaları, kadını seyre daldılar, tuhaf hareketlerini anlamaya çalışıyorlardı. Kadın tekrar sakin bir şekilde oturmaya başlamış, gözünü uzaklara, karanlığa bırakmıştı.


        Onlar öyle sanıyorlardı ama kadın hayatının ender umutlarından birini daha yakmaya hazırlanıyordu aslında. Güzel bir işe girmişti, maaşı iyiydi, yeri evine yakındı. Alışmaya çalışıyordu, dosyalar dolusu İngilizce dökümanı çevirmeye çalışırken bilgisayarı da daha iyi öğrenmek için uğraşıyordu. Çok mutluydu yorgunluğuna rağmen. Özel bir şirketti.


        Şirket sahibinin erkek kardeşi olduğunu sonradan öğrendiği biri, başka bir yerde çalışmasına rağmen sürekli şirkete gelmeye başladı, her defasında şakalaşmaya çalışıyor, konuşuyordu kendisiyle. Anlamadı önceleri, fark etmeye başlamıştı ki, şirket sahibi abisi bir gün onu odasına çağırdı ve hareketlerine dikkat etmesi gerektiğini söyledi, azarladı resmen, hiç suçu yokken, olaya hiç katkısı yokken.


        O gün eve geç saatte, yorgun dönerken katıla katıla ağlıyordu, uğradığı hakareti sindiremiyordu bir türlü.


        Kadın yine avuçlarını açtı, bir şey daha yakalamıştı, kapadı parmaklarını, önünde yanan ateşe fırlatıp attı. Kahkaha atmak istiyordu, işte yüreğine zincirlenmiş umut katillerini yakıyordu birer birer, ısınıyordu.


        Yorulmuştu, kar daha bir hızlanmış, sokak lambaları, önlerinden geçip, düşen kar tanelerinden kadını neredeyse göremez olmuşlardı.


        Yıllar geçmişti başladığı yeni işinde biriyle tanışmış evlenmişti, pişmanlık bir kor gibi düştüğünde yüreğine artık her şey için çok geçti. Yıllar sonra bittiğinde her şey, uğradığı haksızlıkları, korkunç ayakta kalma çabasını, arkadaş sandığı ama çok yanlış tanımış olduğunu öğrendiği insanların gerçek yüzlerini görme sıkıntısını hatırladı. Elini boşlukta, gözlerinin önünde salladı. Sokak lambaları, yağan kardan yaptığını sandılar. Kadın avuçlarına hapsettiği bu umutsuzluğu da attı ateşe.


        Karanlık, kıpırdayan, ses çıkaran, uluyan bir denize dönüşmüştü. Ama kadın artık çok üşümüyordu. Hatta biraz gülümsüyordu. Daha çok umudu vardı ateşe atacağı ama hatırlamakta zorluk çekiyordu ve uykusu gelmişti.


        Yakmak isteyeceği tek bir anısı bile olmayan insanları gıptayla hatırladı, bu kader miydi. Yani kader dayanamayacağı her umutsuzluğu ona mı teslim etmişti, yoksa kendisi bunu düzeltmek için daha çok mu savaşmalıydı.


        Tipi gün ışıldayana kadar devam etti.Sabah o caddeden geçenler bir sokak lambasının hemen dibinde, bir kar yığını gördüler, sanki oturmuş bir insan gibiydi, ama hiç ateş yoktu, sönmüştü belki, belki kim yaktıysa ateşi, alıp gitmişti onu da yanında.




ZERRİN TİMUROĞLU

2022


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...