21 Mayıs 2025 Çarşamba

Derin

        Adam öylece bakıyordu, gözlerinde derin bir hüzün, derin bir çaresizlik saklanmıştı. Sıkı sıkıya saklanmıştı ama boşunaydı. Belki kendisi farkında değildi, nasıl anlattığını acılarını. Susarak, sadece bakarak ne usta bir hikayeci olduğunun farkında değildi.

    - Buyrun, geçin dedi adam. Evinin eşiğine doğru çekildi iyice. Zayıf, ince, uzun fiziğinden beklenmeyen kalın, güzel bir ses tonu vardı. Korkmayın, ben bir ses duydum, o yüzden çıkıp bakmak istedim, dedi.


        Elif rahatlamıştı. Hemen kötü düşünmüştü.


    - İyi günler dedi ve hızla sokak kapısına yöneldi, tam çıkmak üzereyken, adam,


    - Benim adım Kazak, kitap için teşekkür ederim dedi.


        Elif döndü, gülümsedi, çıktı. Otobüs durağına yürürken, nerden benim olduğumu anladı diye soruyordu kendine. Çok şaşırtmıştı adam kendisini. Dış görünüşünden hiç beklenmeyen bir nezaket göstermişti Elif’e.


        Keşke uzun süre, kitabı paspasın altına benim koyduğumu bilmeseydi diye düşündü Elif. İçindeki bütün heyecan sönmüştü. Hikaye gizemini kaybetmişti birden. Halbuki, uzaktan, gizli, gizli gözlemlemek, merak etmek istiyordu Elif.


        Telefonu çaldığında kafası bunlarla meşguldü, açtı,


    - Alo, merhaba,


    - Merhaba dedi telefonda aktör. Nasılsın, akşam erken ayrılınca merak ettim seni, bir şeye mi bozuldun sen.


        Yok canım, neye bozulacağım, birden vazgeçtim sinemadan, benim vardır böyle hallerim. Sen nasılsın, arkadaşın nasıl?


    - İyi, bu akşam sana uğramak istiyoruz uygunsan, bir kahve içimi, olur mu, uygun musun.


        Elif şaşırmıştı, hiç istemiyordu Nehir'i bir daha görmek. Sabahın heyecanını düşününce, belki de iyi olur, Kazak bey beni yalnız zannetmesin. Evet,evet iyi olur dedi kendi kendine.


    - Tabi olur dedi, bekliyorum, kaç gibi gelirsiniz,


        Sekiz olur mu, yalnız yemek yiyip geleceğiz, o yüzden telaş yapma, sadece kahve.


    - Tamam, görüşürüz.


        Otobüs gelmişti, bindi, yer buldu, oturdu. Kazak bey, bir gürültü duyup çıktım demişti, ne gürültüsüydü acaba diye merak etmişti. Girişten, bodruma inen merdivenler, her zaman korkuturdu Elif’i. Otomatın ışığı bodruma inen merdivenlerin başlangıcını aydınlatmıyordu. Bütün korku düşlerinin canlanacağı bir bilinmezlik saklanıyor gibiydi orada.


        Denizi seyrederken kaç insan derinleri merak eder acaba, kaç insan denizin sadece mavi, dalgalı bir yüzey olduğuyla yetinir. Kaç insan denize, gözlerinde, gönlünden kanallar açar, kaç insan duygularının martılarla salınışını izler. Bilmez derin karanlığında fırtınalar sakladığını mavi suların.


        Aktörün ismini kullanmıyordu hiç, düşünürken de aktör diye isimlendiriyordu hatta. Adı Özcan’dı. Elif, bu isimde tek tanıdığının aktör olduğunu düşündü. Çok ünlü tiyatrocular vardı bu isimle, soy isimleri Özcan olan büyük oyuncular vardı.


        Bir kitapta okumuştu Elif, isimler insanların kaderiymiş. Her şey kaderse biz kim oluyoruz o zaman diye bir isyan başlıyorken düşüncelerinde, iş yerinin önünde, duraktan indi. Zorlu bir maraton başlıyordu artık akşama kadar.


        Ancak sabahın gerginliğini, Kazak beyi, kalın ve biraz ürkütücü sesini, tuhaf ilgisini, duyduğunu söylediği sesi ve karanlık bodrumu, bugün her günden çok daha farklı bir ürpertiyle, merakla düşüneceğini biliyordu.



Zerrin Timuroğlu

21 Mayıs 2025

İstanbul


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yalnız Olmak

          Burnunu soğuk cama dayamış, üçüncü kattaki dairesinden yağmurlu, yer yer sokak lambalarıyla aydınlanan sokaktan geçen insanları iz...